Kadınlar, Bayanlar, Kızlar yaşamın yarısıdır, onları üzerken biraz daha dikkatli düşünün bir kadını üzmek sadece sıradan birini üzmek değildir. Başlıkta kadınlar neden ağlar diyoruz neden ağlamamalı aslında..
Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin!
Çünkü Allah gözyaşlarını görür ve sayar.
Kadın,erkeğin kaburgasından yaratıldı.
Ayaklarından yaratılmadı,ezilir diye.
Başındanda yaratılmadı,üstün olmasın diye.
Ama göğüsünden yaratıldı.Eşit olsun diye.
Kolun biraz altında yaratıldı,Korunsun diye.
Kalp hizasında yaratıldı,Sevilsin diye.
Koltuk temizleme işlemi nasıl yapılır? Koltuk temizlerken nelere dikkat etmeliyiz bu soruları hep sorarız. Hijyen sağlayan temizlik türü nasıl olmalı.
Kadınlar günlük hayatında tabikide en fazla zamanını alanlardan biri olan temizlik olayı aslında pratik bilgilerle kolay hale gelip hayatımızı kolaylaştırabiliyor.İşte onlardan biri olan koltuk temizliği ile ilgili sizlere pratik bilgileri veriyorum
Elektrik süpürgeniz yoksa ve koltuklarınızın tozunu almanız gerekiyorsa, şu yöntemi uygulayın. Tozunu alacağınız eşyanın üstüne nemli bir bez yayın, beze sopa ile vurarak tozunu çıkarın. Çıkan toz nemli beze yapışacağından hem oda tozlanmaz, hem de eşyalarınız tertemiz olur.
Bugün halk arasında “işini garantiye bağlamak” gibi farklı bir anlamında kullanılan “altmış altıya bağlamak” deyimi “işini Allah’a havale etmek” demektir. Peki nasıl?
Şöyle ki her Kur’an harfinin bir sayı değeri vardır. Buna “ebced” denir. M…esela, “elif” =1, lam=30, he=5, vav=6 ‘dır. Allah kelimesinde bir elif, iki l…am(şeddeli) ve bir he harfi olduğuna göre, toplamda 1+30+30+5=66 sayısını vermektedir.
Tarihimizde tevekkülü ifade eden ; “İşimi Allah’a bağladım” sözü bugün birçok deyimde olduğu gibi içi boşalmış ve gerçek anlamından uzaklaşmıştır.
Ayrıca “lâle” ve “hilâl” kelimeleri de aynı şekilde ebced olarak 66 sayısını ifade eder. Dolayısıyla Allah ismi, lâle ve hilâl bu bakımdan müşterek kelimelerdir. Buna bağlı olarak İslam kültüründe lâle ve hilâl sembolleri Cenab-ı Allah’ı hatırlatmak için kullanılmıştır. Camilerimizin çini süslemelerinde lale motifi yaygın bir şekilde yerini almıştır.

Osmanlı tarafından da Lâle çiçeğinin çok sevilmesinin nedeni budur. Kur’an harfleri ile “lale” kelimesi tersten okunduğu zaman karşımıza “hilâl” çıkmaktadır. Hilâl ise zaten İslam’ın simge ve alemi olarak kabul edilmektedir.
Kaynak
tarihder.org)
Arı sokması hayatı tehdit etmesi bakımından pek önemli değildir. Ancak birden fazla arı soktuğu zaman ve hassasiyeti olan kişilerde astım nöbeti meydana getirmesi bakımından önemli olabilir.
Arının soktuğu yerde kısa süren şiddetli bir ağrı ve daha sonra birkaç gün devam eden kaşıntı olur. Sokma yerinde ayrıca şişlik ve kızarıklık vardır. Baş dönmesi, bulantı, çarpıntı, uyuşmada olabilir.
Bazen ateş yapabilir. Balansı soktuğu zaman iğnesi deride kalır ve arı ölür. Yabanarısınm iğnesi ise düz olduğundan kopmaz. Bu arılar defalarca sokabilir. Arı sokması ciddi olaylara sebep olabilir. 500 arının birden sokması yetişkin bir insanı öldürebilir.
Kalbi böbrekleri hasta olan kimselerde bundan daha az sayıda arının sokması kötü sonuçlar verebilir. Arının ağız içinden sokması iğnesinin damar içine girmesi çok tehlikeli durumlar yaratabilir.
Arı sokması çocuklarda, büyüklerden daha şiddetli bir sonuç verir. Hele birkaç arının birden bir çocuğu sokması yetişkinden daha tehlikeli durumlar yaratabilir.
Arı sokunca yapılacak şeyler şunlardır:
• İğne deride kalmışsa hemen çıkarılmalıdır. Sokma yerine amonyak, tentürdiyot, potasyum permanganat eriyiği sürmek iyi gelir.
• Arı ağızdan sokmuşsa boğazın şişmesine engel olmak için bol tuzlu bir su hazırlanıp yudum yudum içilmelidir.
• Arı sokmasından sonra alerjik tepkiler görülürse kalsiyum şırıngası, antihistaminik ilaçlar kullanılır. Arı zehiri romatizmada, nevraljilerde, müzmin mafsal hastalıklarında faydalı etkiler göstermektedir. Bu amaçla arı zehirinden ilaçlar yapılmıştır.
Temkin vakti nedir ? Bildiginiz gibi namaz vakitleri bugün hemen hemen her müslüman evin duvarlarinda bulabileceginiz fazilet takvimi hesaplamalarini dikkate alir. Her yil özenle fazilet takvimi namaz vakitleri sitemize eklenmektedir. Asagida fazilet takvimi arka sayfalarinda bulabileceginiz açiklama yer almaktadir.
TAKVİMDEKİ NAMAZ VE İMSAK VAKİTLERİ HAKKINDA AÇIKLAMALAR
Takvimdeki namaz vakitlerinin hesabı İmâm-ı Âzam, İmameyn (İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) ve Eimme-i selâse (İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel rahmetullâhi aleyhim)'in ictihatlarına ve Hey'et (Astronomî) ilmi esaslarına uyularak yapılmıştır. Yatsı vakti için güneşin 17 derece ufkun altına indiği, imsak vakti için de 19 derece ufka yaklaştığı anlar hesaba esas alın- mıştır. Ayrıca, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ile irtifâ farklılıkları da nazar-ı dikkate alınarak lüzumlu temkinler vakitlere ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır.

Tatbik edilmiş bulunan bu temkinlere göre;
Öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10'ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır.
Namaz ve oruç vakitlerinin (bilhassa imsak ve yatsı vaktinin) giriş ve çıkış zamanlarını, bir beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa' farklılıkları sebebiyle, çok kesin şekilde tesbit etmek mümkün olmamaktadır. Bu sebeple, İslâm âlimleri namaz vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için bâzı tedbirler almışlardır. Bu tedbirler, "hata sınırı" denilen bir değer içinde mütâlaa edilmektedir. Namaz ve oruç vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için, bu vakitlere, ayrı ayrı zamanlar ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır. İşte bu ilâve edilen veya çıkarılan zaman miktarlarına temkin (ihtiyat, tedbir) denilmektedir.
Asırlardan beri İslâm âlemi takvimlerinde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim ve fakîhleri ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvîp edilmiş bulunan temkin vakitleri 1983 yılından îtibaren Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 21.01.1982 gün ve 6 sayılı kararı ile Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırılmıştır. Diyânet İşleri Başkanlığı'nın bahis mevzuu tasarrufuna uymamız, her ne kadar kanûnî bir mecbûriyet değil idiyse de, her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için, 1983 ve 1984 yıllarında çıkarmış bulunduğumuz takvimlerimizde buna, istem- eye istemeye biz de uymuştuk.
Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağını ilk anda görmüş ve bütün Müslümanlar'ın bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme işlerinin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde artık en ufak dikkatsi- zliğin büyük vebâl olacağını; ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen vakitlerden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarıldığı takdirde ihtiyatla amel edilmiş olacağını her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah ettik.
Yine bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak ve ihtiyatla amel etmek istiyen Müslümanlar için, Diyânet İşleri Başkanlığı'nın kaldırdığı temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzünün alt satırında gösterdik.
Fakat maalesef, bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğunu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki (1983-1984) sene içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît ettik.
Zîra Müslümanlar'dan pek çoğu, asırlardan beri hâsıl olan bir alışkanlıkla, "nasıl olsa müsâadesi vardır!" diyerek imsaktan sonra beş- on dakika daha yemeye-içmeye devam ediyor. Oysa temkinsiz vakitlerin kullanıldığı takvimlerde gösterilen imsak vakitleri, böyle bir harekete aslâ müsâit değildir. Üstelik, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa farklılıkları sebebiyle vakitleri çok kesin bir şekilde tesbit etmek de mümkün değildir. Bu bakımdan temkinsiz vakitlere tam riâyetin dahî, hatadan sâlim olduğunu söyleyemeyiz.
Bu durum karşısında, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun mezkûr kararına uymaya devam etmeyi son derece tehlikeli ve o nisbette de mânevî bakımdan mes'ûliyetli bulduk. Bu mes'ûliyetten kurtulmak için, 1985'ten îtibâren 1982 ve daha evvelki yıllarda Türkiye'de yayınlanan -Diyânet takvimi de dâhil- bütün takvimlerde gösterilen ve asırlardan beri kullanılagelmekte olan temkinli vakitler kullanılmıştır.
Böylece, takvimimizde yer alan namaz vakitleri ve orucun başlangıcı olan imsak vakitleri ile aynen amel etmekle temkinsiz vakitlerin sebep olduğu dînî bütün mahzûrlar ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Büyük Haydar Efendi'nin Usûl-i Fıkıh Dersleri kitabında, "vaktinden evvel kılınan namaz sahih olmayıp, musallî vaktin hulûlünden evvel namaz kılarsa, o namaz edâ edilmiş olmaz"buyrulmuştur. Kezâ Ahmed Bîcan Hazretleri'nin Envâru'l-Âşıkîn isimli eserinde de, "Vaktinden evvel kılınan namaz, gönül nûrunu söndürür; yerine zulmet girer" buyrulmaktadır. Vakti girmeden bir namazı kılmak Allâh'ın emrine aykırı olduğundan, insanın rûhunu ifsad eder. Ve bu bâtıl görüşte ısrar edenlerin helâk olmalarına sebep olur.
Nisâ Sûresi'nin 103. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruluyor:
"Şüphesiz namaz, mü'minlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır."
Bu vakitler Câbir bin Abdullah, İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (r.anhüm)'den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efedimiz tarafın- dan şu şekilde ve açıkça beyan buyrulmuştur:
"Cibrîl (a.s.) iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam'ın yanında bana imam oldu.
İlk def'asında vakt-i zevâlde güneşin verdiği gölge bir na'leyn tasması kadar uzadığında bana öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında ikindi, oruçlu orucunu açtığı vakitte akşam, şafak kaybolduğunda yatsı, oruçluya yemek-içmek haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, yatsı namazını gecenin sülüsüne doğru, sabah namazını da ortalık iyice aydın- landığı vakitte kıldırdı. Sonra da bana döndü ve:
'Yâ Muhammed, bu, senden evvelki enbiyânın vaktidir. Vakt-i salât işte bu ikişer vakitler arasındadır' dedi."
Ehl-i Sünnet âlimlerinin ve râsıdlarının (Allah onlardan râzı olsun) asırlar boyu bitmek tükenmek bilmeyen gayretleri, çalışmaları, araştırmaları neticesinde astronomi esaslarına uygun olarak tesbit ettikleri namaz vakitlerine ait güneş'in vaziyet dereceleri ise, aşağı- da namaz vakitleri bahsinde tarafımızdan beyan edilecektir.
Bu vakitlerin dışında indî olarak vakit îcad etmek, uydurmak, çok büyük mes'ûliyeti mûciptir. Allah Teâlâ cümle mü'minleri bu gibi yan- lış hesaplanmış vakitlerle amel ederek, ibâdetlerini heba etmekten korusun. Cenâb-ı Allâh'ın tâyin buyurduğu, Sevgili Peygamberimiz'in bizzat fi'len bizlere bildirdiği zamanlarda namazlarını kılan mü'min kardeşlerimizden Allah râzı olsun.
ÖĞLE NAMAZI VAKTİ
Cebrâil aleyhisselâm'ın namaz vakitlerini tâ'lim için gelişi, Mîrac Gecesi'nin hemen akabindeki günde vukû bulmuş ve ilk kıldırdığı namaz salât-ı zuhur (öğle namazı) olduğundan bu namaza, salât-ı ûlâ (birinci namaz) denilmiştir. Astronomi bakımından da öğle namazının vakti diğer vakitlerin mebdei olmuştur. İlk olarak öğle namazının vakti hesap edilip daha sonra da diğer vakitlerin hesabı ona istinâden yapılabilmektedir.
Gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zaman (ki, buna zevâl vakti denir) öğle namazı vakti başlar ve ikindi namazının vaktine kadar devam eder. İkindi namazının birinci ve ikinci ikindi olmak üzere iki vakti vardır. Bu vak- itlerle alâkalı tafsilât ikindi namazı vakti izah edilirken verilecektir. Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir. Ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar.
İKİNDİ NAMAZI VAKTİ
Güneş, gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü'n-Nehâr Kavsi yani, bulunulan yerin meridyeni üzerindedir. Ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana "fey'-i zevâl" denilir.
Bir cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge inzimam ettiğinde, yani cismin gölgesi (fey'-i zevâl + cismin yük- sekliği kadar uzunlukta gölge) boyuna geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna "asr-ı evvel" denir ve bu imâmeyn kavlidir.
Bir cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge inzimam ettiğinde, yani cismin gölgesi (fey'-i zevâl + cismin yüksekliği kadar uzunlukta gölge) boyuna geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna "asr-ı evvel" denir ve bu imâmeyn kavlidir.
Cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyunun iki misli kadar daha gölge inzimam ettiğinde de ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur. Buna da "asr-ı sâni" denir ve bu da İmâm-ı A'zam kavlidir. (Yukarıda bildirdiğimiz gibi bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar.)
Takvimimizde, asırlarca Osmanlı Devleti'nde müftâbih (kendisiyle fetva verilen) ve mâ'mûlünbih (kendisiyle amel edilmiş) olan birinci ikindi, yani asr-ı evvel kullanılmıştır.
AKŞAM NAMAZI VAKTİ
Eimme-i Erbaa (İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel rahimehümullah) indinde, güneş ufukta battık- tan sonra güneşin merkezi, ufuktan bir derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer.
Akşam namazının bitiş vakti ihtilâflı olduğundan ihtiyâten yatsı vaktinden 15-20 dakika evvel bitirilmiş olmalıdır. Bunun için yatsı vaktinin erken girdiği günlerde15 dakika evvelki, geç girdiği günlerde de 20 dakika evvelki vakitleri kullanmalıdır. Yani yatsı vakti girmezden 15 veya 20 dakika evvel akşam namazı kılınmış olmalıdır.
Bununla beraber sıkışık durumlarda, yatsı namazının vakti girinceye kadar da akşam namazı edâ edilebilir, kazâya bırakılmaz.
YATSI NAMAZI VE İMSAK VAKTİ
Güneş battıktan sonra, ufkun altında devamlı olarak alçalmaya başlar. Bu arada ufuk bir süre kızıl bir renk alır. Ardından da kısa süreli bir beya- zlık devam eder.
Şafak vakti olarak bilinen bu hâdiseye astronomide "Tan hâdisesi" denir. Bu hâdise, yer atmosferi içinde güneş ışınlarının kırılma ve dağılmaya uğramasının neticesidir. Yani gördüğümüz kızıllık ve beyazlık, atmosfer içinde yansımış olan güneş ışınlarının mevcudiyetinden dolayıdır. Modern astronomi cihazlarıyla yapılan ölçümlere göre bu hâdise, güneş battıktan sonra güneşin ufuktan -17 derece alçalmasına kadar devam eder. Bu andan itibaren güneş ışınları atmosfere giremez ve gözden kaybolur, gece başlar.
Gece yarısı güneş, en aşağı noktaya indikten sonra tekrar yükselmeye başlayarak hareketine devam eder. Güneş ufuktan -19 derece aşağı noktaya geldiğinde bu sefer doğu ufkunda tan hâdisesi (fecr-i sâdık) başlar, gece nihayet bulur.
İslâm âlimleri ve râsıdlarına göre; Ufuktaki kızıllığın kaybolması, güneşin ufuktan – 17 derece aşağı inmesi neticesinde olur ve bu vakit, yatsının başlangıcıdır.
Güneşin ufuktan inebileceği en aşağı noktaya indikten sonra, tekrar yükselmeye başlayıp ufka -19 derece yaklaştığı anda ise kızıllıktan evvelki beyazlık başlar, fecr-i sâdık doğar; bu da imsak vaktidir.
SABAH NAMAZI VAKTİ
Güneş ufuktan doğmadan evvel, güneşin merkezinin ufka 1 derece yaklaştığı anda sabah namazının vakti biter ve güneş doğar.
Hanefî mezhebine göre sabah namazını, güneşin doğmasına 45 dakika kaldıktan sonraki vakit -ki buna seher vakti de denir- içerisinde kılmak müstehaptır.
Şâfiî mezhebine göre ise, fecr-i sâdıkın doğmasıyla birlikte, yani imsaktan 10 dakikalık temkin süresi geçtikten sonra kılmak efdâldir. Maamâfih Hanefî mezhebi mensupları da, meselâ Ramazan ayında, sabah namazlarını fecr-i sâdıkın yani ikinci fecrin doğmasıyla birlikte kılabilirler.
Güneşin doğuşu, öğle vaktinden ne kadar önce ise, batışı da o kadar sonradır. Yani güneşin doğuş ve batış vakitleri öğle vak- tine (güneşin en yüksek noktada olduğu vakte) göre mütenâzır (simetrik)dır.
İlişkilerde insanların birbirlerinden hoşlandıgını anlamak ilişkiye başlaması öncesi çok önemlidir. Birbirinden hoşlanan insanlar nasıl belli ederler ? Erkeklerin bayanlardan hoşlandığını anlamak için şu önerilere göz atmanızı önerirriz.
Erkeklerin gözleri söz konusu olduğunda kadınlar için durum biraz daha zor gibi.
Zira kadınlarla fazla sıkı fıkı olan, belki ‘çapkın’ diyebileceğimiz erkek tipinin bakışlarındaki gerçekliği ölçmek epey güç.
Dikkat! Kadınları nasıl etkileyeceğini çok iyi bildiğini düşünen bu erkek tipinin tuzağına düşmemenizi tavsiye ederiz. Pudra’nın haberine göre, bu erkek tipi bariz uzun bakışlarını gözlerinize sabitler, üstüne bir de jest ve mimikleriyle romantik erkek rolü oynar.
Oysa gerçekten hoşlanan erkek, çekingen bakışlar fırlatan erkektir. Bakışlarınızı uzun süre gözlerine dikin ve test edin, ne kadar sürede çekiyor gözlerini sizden? Eğer karşılıklı olarak bir şey konuşmadığınız anlarda beş saniyeden daha uzun süre gözlerinizin içine bakamıyor, bakışlarını nereye çevireceği konusunda tereddüt yaşıyorsa, bilin ki sizden hoşlanıyor!
Sizinle konuşurken işinizle, ailenizle, arkadaşlarınızla, gittiğiniz yerlerle, sevdiğiniz filmlerle ilgili sorular soruyorsa sizin hakkınızda bir şeyler öğrenmek istediği apaçıktır.
Hoşlanan erkek, karşısındaki kadını sözleriyle, anlattıklarıyla etkilemeye çalışır. Espri yeteneği olan erkekler bu konuda daha şanslılar. Çünkü kadınlar gerçekten de hoş sohbet ve esprili hikayeler anlatabilen erkeklerden hoşlanırlar.
Dışa dönük erkekler sözlerinin arasına iltifat cümleleri sıkıştırmayı ihmal etmezler. Ancak içe dönük yapılı olanlar kolay kolay iltifat edemez, sadece sözlerinin içine sizi sahiplendikleri fikrini veren imalar yerleştirirler. Keyfinizin yerinde olmasını önemserler. Kalabalık ortamlarda canınızı sıkan bir durum olduğunu fark ettiklerinde sizden önce söze girerek birilerini uyarmayı görev bilirler.
Hoşlanan erkek, sözleriyle olduğu kadar jest ve mimikleriyle de kibar görünmeye çabalar. Fiziksel olarak kadına yakın durmaya çalışır.
“Tesadüfen” sık sık hoşlandığı kadının karşısına çıkar. Muhtemelen arkadaş çevresi sayesinde sizin nerede olacağınızı öğrenip tatlı tesadüfler yaratır. Yüzünde, size karşı hakim olamadığı gülümseme ifadesi, konuşurken hata yapmamaya çalışması, en bildik hoşlanma belirtileridir.
Enstrüman çalma yeteneği olan bir erkekse, size bir gün enstrüman çalmak istediğini söylemesi ya da ilginizi çekeceğini düşündüğü bir etkinliğe özel olarak sizi davet etmesi de kolay anlaşılır belirtilerdendir.
İçe dönük erkekler, diğer arkadaşlarıyla gayet iyi sohbet edebilirken siz geldiğinizde süt dökmüş kediye dönebilirler. Eğer arkadaşlarından, onun içe dönük, utangaç bir kişi olduğunu öğrendiyseniz, bu davranışı sizin için bir mesajdır.
Ardı ardına SMS
Cep telefonlarının bu kadar popülerleşmesi, flört şekillerini de ciddi oranda etkiledi şüphesiz. Birinin yüzüne bakarak bir şey söylemektense, mesaj yazmak çok daha kolay geliyor tabi insanlara… Eğer sizin de telefonunuz ondan gelen mesajlardan susmak bilmiyorsa, emin olun yakında bir itiraf gelecek demektir!
Çiçek geldiyse dikkat
Kadınların çiçekten hoşlandığını erkekler de bilir… Eğer bir erkekten durup dururken çiçek geldiyse sizden hoşlandığı ve sizi etkilemeye çalıştığı kesindir.
Bilindigi üzere bir çok alim TESBİH ÇEKMEK konusunda fikir ayrılığına düşmüşlerdir.
BİDAT DİYENLERİN DELİLLERİ
Boncuklarla olan tesbih bid'attır, çünkü Peygamber (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in zamanında olmayıp, O'ndan sonra icad edilmiştir.
Lugat âlimleri, tesbih'in yeni bir kelime olduğunu ve Arablar'ın bu kelimeyi tanımadığını söylerler. Bu itibarla nasıl olur da, Rasûlullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem), ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder?
İbn Vaddah el-Kurtubi, (el-bid'a ve'n-Nehyu Anhâ, s.12) Salet b. Behram'dan rivâyet ettiği bir eserde;

"İbn Mesud boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar, sonrada taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: "Çok ileriye gittiniz! Karanlık bid'atlara daldınız! Muhammed (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in ashabını ilimde geçtiniz!"
Boncuklarla tesbih çekmek Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in yoluna muhâliftir. Bu konuda Abdullah b. Amr şöyle der:
"Rasûlullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'i sağ eliyle tesbih çekerken gördüm." (1)
Ayrıca Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in bazı hanımlarına verdiği emre de uymamaktadır. Şöyle buyurur:
"Sizlere SubhânALLAH, ALLAHu Ekber deyip ALLAH'ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edip de Lâ ilâhe İllalâh'ı unutmayın, parmaklarınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar." Bu hadis hasendir.
Hadisi, Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. Hâkim ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. En-Nevevî ve el-Askalâni (Emâli el-Ezkâr, 1/84) ise, hasen hükmünü vermişlerdir.
Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğaldıkça sayısının muhafazasını imkânsız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz.
Bu karmaşıklığa sebeb diğer bir bid'attır.
Yani dinimizde gelmediği şekilde, ALLAH Teâlâ'nın çokça belirli bir sayıda zikredilmesidir.
İşte bu bid'at boncuklarla tesbih bid'at sahih sünnette sabit olan en çok zikir adedi yüz'dür. Bunu da adet edinen kişi kolaylıkla, yanlışsız bir şekilde yapabilir. Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih, parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiştir.
Birde insanlar bu bid'at ile yeni icatlar getirmişlerdir. Tarikatçılar bunu boyunlarına bile asarlar. Şeyhleri olan Abdullah el-Ğumari, tesbihin boyuna asılmasını yazıcının kalemi kulağına koymasına kıyas ederek, bunda bir sakıncanın olmadığını söyler! Boncuklarla tesbih hadisi görüldüğü gibi uydurmadır. Bazılarıda hem seninle konuşur hem de elindeki tesbihiyle tesbih çeker. Veya senin sözüne kulak verir. Kimide selâmı teleffuz etmeden tesbihini kaldırarak alır. Bu bid'atın daha birçok yanlışlığı vardır. Şairin dediği gibi:
KABUL EDENLERİN DELİLLERİ
Feyyûmî el-Misbah’da şöyle dedi: “ALLAH (Celle Celalühü) mahlûkatı ibdâ’ etmekle ibdâ’ etti, onları modelsiz olarak yarattı, demektir.
Ebda’tü ve Ebda’tühü onu çıkardım ve ihdâs ettim demektir.
Bu mana’dan olarak muhâlif hale bid’at denilmiştir. Bid’at ibtida’dan isimdir.
Nasıl ki, rıf’at (yükseklik) irtifa’dan ise, sonra bulunan (bid’atın) dinde noksanlık ve yahut fazlalık olan şeylerde kullanılması galip oldu.
Lakin kimi zaman bir kısmı mekruh olmaz ve mübah bid’at olarak isimlendirilir.”
Hafız Ğumârî şöyle diyor: “Yalnız başına terk, kendisiyle beraber, terk edilenin yasaklanan bir şey olduğuna dâir bir nass bulunmadıkça, onun (terk edilen şeyin) haramlığına delâlet etmez. Aksine o işin en fazla, meşru olduğunu gösterir.
O terk edilen (yapılmayan) işin mahsurlu oluşu ise tek başına terkten anlaşılmaz.”
من سن فى الاسلام سنة حسنة فعمل بها بعده كتب له مثل اجر من عمل بها، ولا ينقص من اجورهم شيئ ومن سن فى الاسلام سنة سيئة فعمل بها بعده كتب عليه مثل وزر من عمل بها ولا ينقص من اوزارهم شيئ
“Kim İslâm’da iyi bir çığır açar da, kendinden sonrakiler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin sevaplarının aynısı, o çığırı açan kimseye yazılır ve öbürlerinin sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez. Kim de İslâm’da kötü bir çığır açar da kendinden sonrakiler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin günahlarının aynısı, o kötü çığırı açan kimseye yazılır ve öbürlerinin günahlarından hiçbir şey eksiltilmez.” (2)
Hz.Ömer (RadıyALLAHu Anh)’ın “bu ne güzel bir bid’attir”,(3) sözü bu türdendir.
Bu (terâvîh namazın topluca kılınması) hayırlı fiillerden olunca ve methedilen fiillere dâhil bulununca, onu bid’at diye isimlendirip methetmiştir.
Çünkü Nebi (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) onu bu şekliyle onlara sünnet kılmamıştır.
Onu bazı gecelerde kılmış sonrada terk etmiş, ona devam etmemiş, onun için insanları toplamamıştır. Hz. Ebû Bekir (RadıyALLAHu Anh) zamanında yoktu.
Sadece Ömer (RadıyALLAHu Anh) insanları onun için topladı ve ona teşvik etti. Bu yüzden ona bid’at ismini verdi. Hâlbuki o gerçekte sünnettir.
Çünkü Aleyhi’ssalatü ve’s-selâm Efendimiz: “Sünnetime ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine yapışınız (4)
ve benden sonra iki kişiye Ebû Bekir ve Ömer’e uyunuz” buyurdu. (5)
Diğer “Her icad edilen bid’attır” hadisi bu te’vile hamledilir. Sadece şunu murad etmektedir;
Şeriatın asıllarına ters düşen, sünnete uymayan şeyler.(6) (İbnü’l Esir’in sözleri burada son buldu.)
Nebî (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) mübahların tamamını işlememiştir.
Hatta kendisi işlediği zaman, ümmetine farz olması yahut meşakkatli hale gelmesi korkusuyla bazı mendupları kasten terk etmiştir.
O yüzden kim Nebî (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)’in bir şeyi yapmadı davasıyla, bir şeyin haramlığını iddia ederse, hakkında delil bulunmayan bir şey iddia etti, demektir.
Bida’atle murad edilen, Şeriatın kendisine delalet edeceği aslı bulunmayan şeyler türünden yapılan icadlardır. Şeriat’tan kendisine delalet edecek bir aslı bulunan şeyler ise, lugat olarak her ne kadar bid’at ise de şeriat’ça bid’at değildir.
Nevevî şöyle demiştir: Nebî (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)’in “her bir bid’at sapıklıktır” sözü, sınırlandırılmış bir umûmî hükümdür. Kastedilen bid’atların çoğunluğudur.
Lugat âlimleri demişlerdir ki: Bid’at demek, geçmiş misali olmadan yapılan her bir iştir. Âlimler bid’atın beş kısım olduğunu söylemiştir: Vacip, mendub, haram, mekruh ve mübah. Vacip olan bid’atlerden birisi kelam âlimlerinin mülhid ve bid’atçılara karşı delilleri dizmeleri ve benzeri şeylerdir.
Mendub olan bid’atlerden biri de ilim kitaplarını yazmak, medreseleri, tekkeleri ve başka şeyleri bina etmektir. Mübah olan bid’atlerden biri de değişik yemekler ve benzeri şeylerde genişliktir. Haram ve mekruh olan bid’atler ise açıktır. Bu anlattığım bilinirse, hadisin aslında manası genel olan sınırları (başka deliller yüzünden) daraltılan bir hadis olduğunu bilir. Ömer (RadıyALLAHu Anh)’ın “Ne güzel bid’at” sözü de bunu teyid etmektedir.
İmâm Şafi’i şöyle demiştir: Şeriattan dayanağı olan her şey, selef onu yapmasada bid’at değildir. Zira selefin onunla amel etmeyi terk etmesi, bazen o anda kendileri için mevcut olan bir mazeret sebebiyle yahut ondan daha üstün bir şey sebebiyle yahut da onun bilgisi tamamına ulaşmaması sebebiyle olmuş olabilir. (Şafii’nin sözü bitti)
İmâm Dârimi, Süneni'den yaptığı bir rivâyette, Ebû Mûsa'l- Eş’arî, Mescidde ellerinde küçük taşlar bulunan insanlardan meydana gelen bir zikir halkası görmüştü. (Birisi), yüz defa tekbir getirin, diyor, yüz defa tekbir getiriyorlardı. Sonra yüz defa lâ ilâhe illallâh deyin diyor, onlarda yüz defa lâ ilâhe illALLAH, diyorlardı. Yüz kere sübhanALLAH deyin, diyor onlarda yüz defa sübhanellah diyorlardı. Ebû Mûsâ el- Eş'ari bunu hayırlı bir iş, İbn-i Mes'ud da bid’at olarak gördüklerini söylüyorlardı. Taşlarla toplu zikretmeyi bir Sahabi güzel ve hayır diğeri de bid'at ve şer görmüştür.
Yine Sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp Mushaflaştırılmasını Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hz. Ömer (RadıyALLAHu Anh) ise bid’at olarak görmedi.
Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İslâm âlimlerinin Cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.
Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimlerinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder.
Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır. (Geniş bilgi için Menar ve şerhlerine (mesela, Fethu'l-Gaffar'a:347-348 ve İ'la mukaddimesi Kavâid Fi Ulûmi'l-Hadis (85-86-87'e) bakılsın.
Üç: Sufiyye de burada sahâbeden birçoklarının fiilini ve Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)efendimizin takrirlerini esas olarak, başka birisinin sözünü almamıştır. Başka birçok delilden istifâdeyle Abdullah İbn-i Mes'ud'un değil de, Ebû Mûsâ (RadiyALLAHu Anh)'ın kanâatini seçmişlerdir. Evet, Abdullah İbn-i Mesud'un Sünneti muhafazadaki hassasiyeti her türlü takdirin üstündeydi; lakin öte yanda Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in takrirleri ve sahâbe (Rıdvanullâhi teâlâ aleyhim)'den taşlarla tesbih edenlerde vardı. Nitekim bu taşlarla zikir hususunda İmâm Celâleddin es-Suyûtî müstekil bir risalede yazmıştı. Ondan istifâdeyle aşağıya birkaç rivâyet alıyoruz.
Birinci Rivâyet: Tirmizî, Hâkim ve Taberânî Safiyye (RadiyALLAHu Anha)'dan rivâyet ettiler.:
Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi; önümde tesbih etmekte olduğum dört bin hurma çekirdeği vardı. Nedir bunlar ey Heyey'in kızı? Dedi. Onlarla tesbih ediyorum, dedim. Başında dikildiğimden beri bunlardan daha çok tesbih ettim buyurdu. (Onu) bana (da) öğret, ey ALLAH celle celâlühü'nün Rasûlü dedim. Sübhaneke adede mâ min şey'in/ ALLAH'ı yarattığı şeyler şeyler adedince tesbih ederim buyurdu. Bu hadis de sahihtir.(Süyûti)
Burada taşlarla tesbih yasaklanmadığına göre, onlarla tesbih edilebileceğine dair bir Takriri Sünnet vardır..
İkinci Rivâyet: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâi, İbn Mâce, İbn Hibbân ve Hâkim Sa'd İbn-i Ebî Vakkas (RadiyALLAHu Anh)'den rivâyet etmişler, bu rivâyetin Tirmizî, hasen, Hâkim de sahih olduğunu söylemişlerdir. Sa'd ve Nebi (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) bir kadının yanına girmişler, kadının önünde de hurma çekirdekleri veya küçük taşlar vardı; tesbih ediyordu. Bunun üzerine Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) “bundan daha kolay” veya (râvînin tereddüdü) “daha efdal olanı sana haber vereyim mi?” buyurdu. Burada da inkar bulunmayıp, takrir vardır.
Üçüncü rivâyet: Ahmed İbn-i Hanbel, ez-Zühd'de Yunus İbn Ubeyd'in anasından şöyle dediğini rivâyet etti: “Ebû Safiyye'yi -ki O Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in ashabındandı ve komşumuz idi- küçük taşlarla tesbih ederken gördüm.”
Bu rivâyet benzer bir lafızla, Hilal el- Haffar'ın Cüz'ünde, Beğavi'nin el- Mu'cemu's-Sahâbe’sinde ve İbn-i Asâkir'in Târih'inde dahi mevcuttur.
Dördüncü Rivâyet: İbn-i Sad ve İbn-i Ebî Şeybe el-Musannef'de, Sad İbn-i Ebî Vakkas'dan, taşlarla tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir.
Beşinci Rivâyet: Ahmed İbn-i Hanbel de Zühd'de, Ebu'd-Derdâ'nın hurma çekirdekleriyle tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir. (7)
Hatm-i Hâcegâ'nın halka şeklinde olması ise, sünnet'te yer alan ilim ve zikir halkalarıyla alâkalı nice hadisten alınmıştır. Mesela: (Bir): Ebû Vâkıd el-Leysî şöyle dedi: “Biz Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) ile beraberken bir de ne görelim ki, üç kişi uğradı. Onlardan biri, halkada bir aralık buldu ve oturdu.8 (İki) “Cennet bahçelerine uğrarsanız (orada) otlanın.” Cennet bahçeleri de nedir? dediler. (Cennet bahçeleri) "Zikir halkalarıdır" dedi.
……………Ahmed b Hanbel'in naklettiği bir olay şöyledir: "Şeddad bEvs anlatıyor:
HzPeygamberle beraber bir evde idikBize sordu: "İçinizde garib; yani ehl-i kitaptan bir kimse var mı?" Biz: "Hayır" dedikSonra kapıyı kapatmamızı emretti ve şöyle dedi"Ellerinizi kaldırın ve Lâ ilahe illALLAH deyin" Ellerimizi kaldırdık ve la ilahe illALLAH dedikSonra HzPeygamber: "ALLAH'a hamdolsunYa Rabbi, sen beni bu kelime ile gönderdin, bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettinSen vaadinden dönmezsin" dediSonra da şöyle buyurdu: "Sevinmez misiniz, ALLAH sizin hepinizi afvetti" (Müsned, IV, 124).…MEYMUNNİYYE BASKISI……başka kaynaklarda aynı hadis ……KAYNAK:MÜSNED DARUL HADİS 1BASKI HADİS NO 17057 KAHİRE 1995………EL FETHU’R RABBANİ14CİLT 213 SAYFA; DARU İHYAİ’T-TURASİ’L-ARABİ
BASKİ BEYRUT LÜBNAN
………………….Rivâyetleri daha da çoğaltmak mümkün ise de, bizce bu, şurada luzumsuzdur. Bütün bunlar Sahâbe (Rıdvanullahi teala aleyhim)'in tatbikatıdır. Bu rivâyetler göz önünde bulundurularak, Sûfiyye'ce topluca ve tek başına taşlarla zikretmenin bid'at olduğu tarafı değilde, hayır olduğu tarafı tercih edilmiştir. Şu halde taşlarla zikir Rasulüllah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)'in takrirleri ve sahâbe (Rıdvanullahi teala aleyhim)'in amelinden alınma bir sünnettir. Hasan Sabbah'dan alınma değildir. Biz davamıza dair delil getirdik. Yapıcı birleştirici olmak lazım.
1… Ebû Dâvûd, 1/230; Tirmizî, 4/255 (hasen olduğunu söylemiştir.); İbn Hibban, 2334; Hâkim, 1/547; el-Beyhakî, 2/253; ez-Zehebî'nin de ifâde ettiği gibi hadisin isnadı sahihtir.
2…Müslim, İlim 15 “Zekat” 69, Tayâlisî, el-Müsned, s. 92 h. No: 670, Humeydî, el-Müsned, c. II, s. 353 h. No: 805, Ahmed b. Hanbel, c. 4 s. 360-361
3 (Buhârî, Terâvîh Namazı(2010)
4 (önceki Hadisin kendisi (Ebû Dâvûd ve Tirmizî hadisi)
5(Ahmet İbn-i Hanbel (5/382) Tirmizî, Menâkıp (3662,3805) İbn Mâce (97)
6(En-Nihaye fi Ğaribi’l –Hadis1/106, 1/107)
7 (İmâm Celâleddin es-Suyuti, el-Minha Fis-Sibha, el-Hâvî lil-Fetâvâ içinde:2/37-38)
8 Muvatta (Selam:4) Ahmed (5/219), Buhârî (İlim: 8, Salat: 84), Ebû Dâvûd (Edep:14), Tirmizi (Edep: 12 İstizan:29), Mu'cem:1/503
Başlıktan anlaşılacağı gibi hiç duyulmamış aşk sözlerini merak edenler için araştırma yaptık, ancak mantık olarak yazacağımız herşeyin duyulmuş olduguna kanaat getirdik
Sizlere duyulmuş aşk sözlerinden bir demet hazıradık.
En çok duyulmuş aşk sözleri.
Bir tek seni sevdim. Sonsuzluğun içinde sınırlı hayatımın sınırlarını kaldıran sevginle büyüledin beni. seni seviyorum ihtişamı güzel sevgilim.

Değer verdiklerimiz arkamızdan senaryolar yazıyor değer vermediklerimiz ise o senaryolara gülüyor.
Yazın aşıklar eğlenir son baharda bizim gibi sevenler aşk acısı çeker.
Gülü güzelken sevmelisin solduğunda ne sevgisi kalır nede kokusu kalır.
Sözlerim hançer olur vurur kalbini, fazla geyik yapma benimle yarışamazsın bu hayatta.
Kimse kimseye muhtaç olmasın bu dünyada gelen vuruyor sonra.
Seni sen olduğun için sevdim ben mavi gözlerin için değil.
Zamanlar geçsede hayatımdan aşklar bitsede deli gönlümde aklımda bir sen varsın.
Herşey eskisi gibi olsaydı şimdi seni dünden daha çok severdim
olmayacak duaya amin demem, seni ben sevdim vazgeçemem.
Rüyalarımdaki kadar güzel olsaydı hayat şimdi saçlarım beyazlamazdı.
Ne müslüm dinlerim ne ferdi aşığım sana gör halimi.
Mesajlarım karşılıksız kalsada sevgim gibi seviyorum seni yok ötesi.
Büyük aşkların gücüne küçük duygular imza atar
Dostluk başka alışveriş başka. Dostundan alışveriş yap önce dostun kazansın gör bak hayat ne başka.
Bir kırık ekmek için dilenmem, çalışıp kazanacak halim yoksa yaradanımdan af diler kafama sıkar giderim.
Biz delikanlıların hep şunu deriz.gidene hoşçakal deriz geri dönene hayır.
İnsan peşinden koşanı değil,kalbindeki kişiyi ister.
Gidene yol ver, kalan zaten senindir.
Tek farkımız türk olmamız. Ya tam sustururuz ya da kan kustururuz. Bu hususta ne kural tanırız ne de kral.
Sen benim hayatımda ki bir piyonsun. Seni kaybedersem oyun devam eder. Ben senin hayatında şahım beni kaybedersen oyun biter.
Diz üstü yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim.
Köpekler. İstediler diye kral tahtı terketmez.
Delikanlı bugün sever, yarın sever. Ölene dek bu böyle gider.
Birileri birilerin sayesinde ayakta duruyorsa o birileri birilerine saygı göstermek zorundadır.
Domates biber alayına gider. Ayran pekmez hiç farketmez. Biz adamız, bizle dalga geçilmez.
Çakal gibi dostum olacağına aslan gibi düşmanım olsun.
Eskiden uğruna dünyaları yakardım ama şimdi senin için bir kibrit bile çakmam.
Dalgasız denizde herkes kaptandır.
Çakallar aleminde kurt isek zalim olmamızdandır. Dost ve arkadaş sahibiysek delikanlı olmamızdandır.
Hançer boğazıma, namlu kafama dayandığı halde ben dostlarımı satmadım.
Cesareti varsa düşmanın meydan açık hazırız burda. Biz doğduk biz yaşadık biz yaşarız.
Ölüm kendine koşanları asla vurmaz. Kahramanlarada ölüm emri verilmez.
Bizi satan adamı, biz beleşe veriyoruz.
Yaşamak için yalvarmadık ki ölmek içinde yalvaralım.
Kızlar istanbul gibi olmalı fethi zor, fatihi tek olmalı.
Hiç kimse kendini pahalı zannetmesin herkesin bir indirim günü mutlaka vardır.
Beni öldürmeyen acı bana güç verir kahpe bir dosta mert bir düşman tercihimdir.
Kurşun gibiyiz adres sormayız delikanlıyız döneklik yapmayız kimsenin sırtından vurup kaçmayız dedikya biz bu alemede kral tanımayız.
Kahpe olup bin yıl yaşıyacağımıza adam olur bir gün yaşarız.
Her tespih sallayan delikanlı olsaydı, imamlar mafya olurdu.
Senin marka olduğun yerde etiketi ben basarım.
Ne kadar bu alemde kral olmasak da dalımızı kıranın ağacını kökunden sökmeyı biliriz.
Gün gelecek devran dönecek. Kahpe felek bize de gülecek. Sen mi vardın şimdiye dek, tek tabanca da yaşar bu yürek.
Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa bırak, kendi değeri ile kalsın.
Borcum yok keyfim yerinde karnım tok.
Biz güzel sözlerle büyümedik yalan sözlerle hayata bakalım.
Umutsuz olduğum zamanlarda resmine bakarım umuta dair sözler yazarım kendime.
Sensiz geçen zamanlarımda resmine sarılıp uyurum gülüm.
Ya sözlerim gibi mert ol yada kendi hayatın gibi kendine dert ol.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Etiketler : en yeni aşk smsleri,çok güzel aşk mesajları,duyulmamış aşk mesajları,aşka dair mesajlar,
en güzel aşk mesajları
23/1/2010 · Kategori: Ask Mesajlari , Aşk
Resmini çizmeye çalıştım lapa lapa yağan kar üstüne. Her düşen kar lapası sildi çizdiklerimi. Senin resmini çizmek istedim gönlümün üstüne, her söylediğin ağır söz aklımı karıştırdı. Çizdiğim resim bir şeye benzemedi.
Bitti dedin bugün telefonda, sözlerim kalmadı ulaşmaz sana, bitti dedin ya bana telefonda yarınlarım o anda kayboldu sessizlik bana haram oldum
Yaşadığım en güzel tatlı umutlarımsın, adını yazdığım heryer hayat buluyor seninle anlam kazanıyor gözümde
Sensiz aç kaldım sensiz susuz kaldım sensiz sevgisiz kaldım, ama yinede sensiz tek dünyamda yapamadım.
Ulaşamıyorum sana neden bu kaçışlar, seni seviyorum derken kaçmak sana yakışıyor mu? Seni böyle severken, sebepsiz gidişlerine ağlıyorum gülüm
Şiddetle sevdi seni yüreğim, kalbimin atışlarını herkes duydu güzelim seviyorum seni ne dersen de sevdiğim..
Ilık bir meltem esintisi gibisin hayatıma mutluluk ve huzur veriyorsun aşkım
Güneş nasıl her gün doğuyorsa dünyaya benden senin için öyle doğacağım hayatına batmayan güneşin olacağım dünyanda
Tek istediğim sensin güler yüzlü sevgilim, istemediğin her şeyi sildim senin için sevgilim
Bir günüm sensiz olsun yarınlarım seninle umut dolsun bunada razıyım buna da hazırım.
Izdırap çekmeyi kalbime seni sevmeyi aklıma kazıdım kimse silemez seni benden.
Yalnız kaldığım zamanlar haylinle avunmasını öğrendim, sensiz olduğum zamanlar kendimi avutmasını öğrettim kendime.
Bir aşkını birde aşkının acısına bağımlıyım ben sana hastayım sensin benim ilacım
Sen gönlümün prensi (prensesi) kalbimin sesi, sen sabahımın güneşi gecemin rengi sen benim bende seninim bebeğim.
Karanlık dünyama ilk önce ay gibi doğdun, aydınlattın dünyamı sonra güneş gibi battın kararttın hayatımı!
Sen benim yarınlarımdaki batmayan güneşimsin, sen benim güzel yüzlü deniz gözlü şeker sözlü bebeğimsin
Ay yüzlüm yıldız gözlüm, gecelerimin ışığı hayatımın tadısın.
Yalnızlığıma boyun büktüm gidiyorum kimse gelmesin istemiyorum sadece hayat tutsun elimden ben kendi hayatımla giderim kendi ölümüme..
Yarım kalmış bir aşk bestesiyim acılı sözlerimde, hatırlanması zor bir besteyim melodilerde, unutulmuş bir köleyim hayatın acı pençesinde..
Tutsak kalmış kalbim elerinde kırma sevgimi bile bile ben aşığım sana bütün dertlerimle bırakma beni yalnız kederimle sevgilim.
Derdini yaşadıkça bağlanıyorum sana derdinle bile mutlu oluyorum sen benim başımın tacısın gözüm bebeğisin sen benim tatlı dertlerimsin..
Özlüyorum anıları, özlüyorum seninle gezdiğimiz yolları… Şimdi hepsi mazide kaldı, yaşıyorum yapayalnız hayatı.. Hayat benim için seninle vardı sensiz iken yalandı aşkım..
Bir gülücüğün yeter benim için derde kedere sen sev yeter ki beni ben gülerim kaderime, seviyorum seni kader yazmış seni gözlerime kör oldum bana verdiğin tertemiz sevginle bir tanem
Bugün yeniden güldün bana yeniden aşkım dedin ya işte benim dünyam şimdi dönmeye başladı şimdi dönüyorum hayata bir tanem seni seviyorum..
Bir ayrılık değil bir yaşam olmak istiyorum hayatında bir anı değil anıların sahibi olmak istiyorum ve bugünün değil yarınların olmak istiyorum seninle bebeğim
Hayata gözlerimi yumuyorum bu gece ne sevilen kaldı kalbimde nede seven bir umut kaldı geleceğimde gidiyorum umutsuz günlerime.
Boş hayatıma anlam katmanı istedim, sadece adınla uyanıp gözlerinle hayatı görmek istedim, ama sen bunu istemedin
Benim yalnızlığım kendime sen sakın üzülme, seni düşününce dünya renklenir gözümde, senin sayende yaşama sevincini tadıyorum kendimde, aşkım seviyorum seni sensin benim hayata direncim
Yine başladı yalnızlığım soğuk gecelerde yine iftiralara yeni düştük seninle sevgilim…
Seni hiç olmadığı kadar çok sevdim bu hayatımda sen hep kaçışları oynadın dünyamda ben ise hep seni yakalamaya çalıştım garip hayatımda seviyorum seni unutma!
Yorulmayan gönlüm seni her zaman sevdi, deli kalbim seni her zaman sevecek, aklım hep sende olacak, gözlerim seni görecek, ve ben hayatıma her zaman seni yazacağım aşkım..
Avucumu açtım Allah’ıma seni diliyorum ve Allah’ıma şükrediyorum seni çıkardı karşıma, seninle başlıyorum yarım kalmış hayatıma, seni yaşıyorum hayatımın her anında bir tanem.
Gecenin soğukluğuna aldırmıyorum artık, sen yanımdasın ya benim duygularım sıcacık bir tanem soğuk bedenimi sıcacık gülüşünle ısıtıyorsun
Sen benim için kesinlikle vazgeçilmezsin, kendimden vazgeçsem bile senden vazgeçemem aşkım seviyorum seni.
Ben yaşamayı senden öğrendim güzellikleri sende yaşadım seninle can buldum sensiz yaşadığım her şeyi noktalarım bir tanem canım sevgilim benim
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Etiketler : duyulmamış ak mesajları,kısa aşk mesajları,sevgiliye aşk mesajları,çok güzel aşk mesajları,
manalı aşk mesajları
22/11/2009 · Kategori: Ask Mesajlari , Aşk
Manalı Mesajlar
Birine verilecek değer uğruna feda edilebileceklerle ölçülebiliyorsa aç gözlerini etrafına bak. Gördüğün her şeyi feda edebilirim. Ama sakın aynaya bakma.
Uğruna öleceğim bir gül seviyorum adı bende saklı o benim her şeyim, bitanem uğruna öleceğim, tek aşkım sevdiğim, seni çok seviyorum.
Geceler seni sevdiğim kadar uzun olsaydı güneş asla doğmazdı. Ben sana aşığım, ben sana tutsağım, uğruna ölecek tek aşkımsın.
Sana yemin ederim. Sana söz veriyorum söz. Değmedi değemeyecek senden başka bana iki göz.
Susadım yeniden senin tatlı sözlerine. Ilık bir esintinin vücudumu titrettiği gibi girsin sesin yüreğimin derinliklerine.
Yarı dalgalı olmamalı deniz, ya tam dalgalanmalı ya tam kudurmalı. Ya ümit vermemeli sevgiliye, ya tam sevmeli. Ya da çekip gitmeli.
Kimileri seviyorum der, çünkü ezberlemiştir. Kimileri diyemez, çünkü gerçekten sevmiştir.
Vur hançerini kalbime, kalbim kanasın. Fazla derine inme, çünkü orada bir tek sen varsın.
Hayatta hiç kimsenin bilmediği engin denizlerde, yunuslar gibi yüzmektir seni sevmek.
Yüreğim umulmayan yaralarla baş edemezken bir tatlı aşk gülüşü özledi gözlerim. Ve sen hangi alemde hangi düşlerde isen gel. Çünkü gülüşünü çok özledim.
Sen çöl ortasında bir çiçek olsaydın seni yaşatmak için ömür boyu ağlardım. Ta ki susuzluktan gözlerim kör olana dek bir tanem.
Aşk yürek ister. Aşk kırmızıdır asi ve cesur.
Seni bulutlara yazdım. İçimdeki aşkın susadıkça yine senle sulayacağım üzüm karam.
Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. Seni görüyorum ya hayatımın lezzetisin.
Dünya unutursa dönmeyi, rüzgar unutursa esmeyi, aşıklar unutursa sevmeyi, belki o zaman unuturum seni.
Öyle senden çok uzaklarda değilim görmesini bilen gözlerinin bakışındayım. Belki sana senden daha yakın bir yerde, çarpan kalbinin atışındayım.
Umutsuzluğa kapıldığın zaman gökyüzüne bak. Mutlaka seni karşılayacak sıcak bir güneş, deli bir yağmur ya da parlak bir yıldız vardır.
Korkma sevgiden çekme ellerini. Hatırla, gülün dikeni olmasa hiç bu kadar sevilir miydi.
Seni dağlara yazsam yağmurlar, göklere yazsam bulutlar, gözlerime yazsam gözyaşlarım siler.
Sevdam kor gibi yakar yüreğimi, dilim tutulur anlatamam derdimi, elbet o gün gelecek, anlayacaksın seni ne çok sevdiğimi.
Duru bir gökyüzü kadar temiz, yorgun işçiler kadar namuslu, yüzün gözlerine baktıkça keder gelir aklıma. Kedersiz gözlerde bulabilmek için sevgini.
Bilmezdim, gözlerimin bu kadar nankör, ellerimin hain olduğunu. Gecelerin bu kadar uzun, gündüzlerin karanlık olduğunu. Bilmezdim Seni sevmeden önce.
Sen anlatamadığım duygularım, yanağımdan süzülen gözyaşlarım, yarım kalmış umutlarım, yüreğime saplanmış hançer gibisin.
Aşka inan sevgilim. Bak bülbüle, güle ötüşüne. Ben sana söylüyorum, bülbül gibi ötemesem de seni seviyorum.
Artık bulduğun her sevgi kırıntısına sımsıkı kenetlen, bırakma sakın, gitmesin. Büyüdün artık iyi ört kalbinin üstünü, bensizlikten üşümesin.
Seni her özlediğimde kalbime bir yıldız çiziyorum, artık benimde bir gökyüzüm var.
Ansızın bir duygu körüklenirse yüreğinde, aklına takılırsa uzaklar ve birde kulakların çınlarsa amansız, bil ki Bir yerlerde özlenmişsindir.
Rüzgara hakim olamıyorsan yelkenlerini ona göre ayarla. Ve unutma ki hayat karşılaştığın güçlüklerle değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
İki varlığı değiştirebilsem yağmurla gülü seçer. Ve sana kışın yağan her yağmurda milyarlarca gül. Yazın kokladığın her gülde dudaklarına damla damla serinlik verirdim sevgilim.
Hatıralar küller arasında kaybolmuş bir ateş parçasına benzer, bir gün bu külleri karıştıracak olursan, seni canından daha çok seven birinin olduğunu unutma liselim.
Öyle habersizce geliyor ki ölüm. Rüyalar tamamlanamıyor giyinip kuşanılamıyor. Gülüp ağlanamıyor ve son bir defa olsun sevdiğinle göz göze gelinemiyor.
Düşlerim vardı görmekten korktuğum, hislerim vardı söylemekten korktuğum, şiirlerim vardı yazmaktan korktuğum, şimdi sen varsın kaybetmekten korktuğum.
Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi, kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan.
Adını yıllara, yollara, sevdalara yazsam. Herkes görür diye korkuyorum. Adını gönlüme yazdım kimse görmesin diye. Seni seviyorum.
Sen buğulu bir camın ardında izlediğim hayatımın yarısısın. Geri kalanı düşlerim ve hayallerimdir.
Sana olan duygularımı cümlelere aktarabilseydim eğer bitmek tükenmek bilmeyen bu çocuksu sevgim bir kalem, gözyaşlarım mürekkep damlası, ve uğruna adanmış bu garip ise, solgun bir kağıt parçası olurdu.
Gözüm, kulağım, kalbim, aklım hep sende, senden ayrılamam istesem de istemesem de. Hayalin her an gönlümde, gözlerimde, seni seviyorum istesen de istemesen de.
Seni kalbime yazdım artık, hiç kimse silemez.
Sen varken doyulmayan, yokken dayanılmayansın.
Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur.
Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır.
Kötülükler aşktan uzaklaşma oranında bir takım derecelere sahiptir ve kötülük aşka yaklaşmak için sarf ettiği güç oranında erdeme yaklaşmış olur. Cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir.
Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister
Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı aşk duyarız.
Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan Hayır.
Hareket etmenin nedeni ‘istek’ ve ’sevmektir’, bu ise düşünmektir. Aşk
tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir
Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz. Bir uygarlığın yetkinliği ve insanlığı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır.
Aşk kızamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer
Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı.
Sevmeden yaşamak, yaşamak değildir. Az sevmek ise sürüklenmektir.
Varlık sezginin, duyunun ve aşkın bir sırrıdır. Bu kişi, bu şey yani bireysel, yalnız duyumda, yalnız aşkta, mutlak bir değere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği, bununla yalnız bununla kaimdir. En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır. Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve ontolojik belgesi aşktır, varoluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur.
Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir
Her erkek bütün kadınlara ve bir kadın bütün erkeklere sahiptir.
Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır
Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır
Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir
Duyu organları akılsız ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü tanıklardır. Eşek samanı altına tercih eder; köpek tanımadıklarına havlar. Domuz için çamur saf sudan daha değerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, balıklar için kurtarıcı insanlar için uğursuzdur.
Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır.
İnsanlara kendi akıllarına saygı duymaları ve cesur olmaları telkin edilmeli ve kendileri için arkasından koşması gereken hayallere gereksinimleri varsa, doğruluk, iyilik ve barış sevgisini benimsemeleri öğretilmelidir
Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir.
Aşk yaşamdır deriz, ancak umutsuz inançsız aşk ölümden beterdir.
Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır
Tüm duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. Adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırabından korkmaktır. Aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. Aşk duyuların bir hummasıdır.
Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı. Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı.
Kadınların büyük tutkusu aşkı ilham etmektir. İnsanı aşkın güzellikleri
yaşatır.
Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır.
Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri, baskıları altına alamazlar. Zenginler yoksulları asla baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsızlık, kişisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kişisel sevginin de güvencesidir.
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
İnsana karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir.
Aşk iradenin ereğidir. Her çeşit dışsal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. İradenin ereği olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir yaşam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse ‘aşk’ı yeğ tutarım. Biz aşk karakteri ile doğarız. Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artık bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır?
Aşkın konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için dışarıda aradığı bu güzelliğin örneğini kendi içinde bulması gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildiği kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. Aşktan söz ede ede insan aşık olur.
Aşk mutluluğunu, evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu değil mi?
Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir. Aşk gözle değil ruhla görülür.
İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar.
Ey aşk, güzel ve kısasın. Aşk insanı birliğe, bencillik yalnızlığa götürür.
Mutluluk paylaşılmak için yaratılmıştır.
Yalnız akıllı bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir.
Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yaşam neye yarar
Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır.
Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz.
Aşk bir tablodur, onu doğa çizmiş ve hayal süslemiştir. Tanrı kadınları
erkekleri evcilleştirmek için yarattı.
Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar da erkeklerin son aşkı olmak ister.
Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran
İslamın en büyük simgelerinden olan Kabe neden örtülür? Kabe hangi zamanlarda örtülüyor, örtülme işlemi nasıl yapılıyor. Kabe hakkında merak ettikleriniz.
Kâbe’nin üzeri neden örtülüdür? Kâbe ilk defa kimin tarafından ve ne zaman örtülmüştür? Kâbe örtüsü neden siyahtır? Kâbe örtüsüne ne zaman ilk defa ayetler işlenmiş…
İslam Tarihçileri Kâbe örtüsü hakkında farklı tarihler vermişlerdir. Al-Azraki "Ahbar Makka“ (=Mekke Haberleri) isimli eserinde dedesi Abu-al-Valid Ahmed b. Muhammad al-Azraki ve daha başka isimleri de kaynak göstererek hiçkimsenin Kâbe örtüsünün ilk defa ne zaman örtüldüğüne dair birşey bildirmediklerini not etmiş.
Kâbe ilk defa kimin tarafından ve ne zaman örtülmüştür?
Al-Azraki dedesinden edindiği bilgiye göre İbn Hişam Resulallah’ın “Tubba’yı kötülemeyin, o ilk defa Kâbe’yi örttü“ hadisini bildirmiş.
Al-Askalani, Al-Azraki’nin yazdıklarını doğrulamış , Fath-al-Bari isimli eserinde “Tubba Kâbe’yi ilk defa vasail ile örten kişidir” Devamında ise: “Bazı alimlerimiz İsmail’in ilk defa Kâbe’yi örttüğünü söylemişlerdir” yazmıştır.
Tubba’nın Kâbe’yi örttüğü tarih hicretten 200 sene evveline dayanır!
Al-Baladuri, İsa’nın doğumundan 300 sene evvelinde Adnan b. Add‘ın Kâbe’yi anta ile (= deri veya kilim) örttüğünü söylemiştir.
Al-Askalani, bu tarihi bilgiler doğruysa diye ekleyerek, Hz. İsmail’in ilk kez, Adnan’ın ikinci kez, Tubba‘nın ise üçüncü kez Kâbe’yi baştanbaşa örttüğünü belirtmiştir.
Kâbe’nin üzeri neden örtülüdür?
Kâbe’yi örtmenin belli bir anlamı olup olmadığı bildirilmemiş ama değişik rivayetler yazılmış. Al-Azraki Tubba’nın Kâbe’ye anahtarlı kapı yaptırdığını ve yazdığı şiiri oraya astığını bildirmiş.
İslamiyet öncesi hicretten yaklaşık 200 sene evvel! yazılan şiirin kısmen tercümesi şöyle:
Biz mübarek evi giydirdik, çizgili mulan ve burud ile. (…)
Biz yedi kere evin etrafında dolandık (Tavaf ettik) ve İbrahim’in kabri önünde eğildik.
Biz 6000 (hayvan) kurban ettik ve onlara (kafilerle) hızla yetiştik.(…)
Tanrılara kurban edilen hayvan üzerindeki kumaşlar Kâbe’ye örtülüyordu
İslam öncesi batıl törelerde tanrılara kurban edilecek hayvanlar ritüellerle kutsallaştırılıyorlardı. Üzerlerine kırmızı damga vuruluyor ve kumaş ile örtülüyorlardı. Mekke’de kurban edilen hayvanların üzerindeki kumaşlar Kâbe hizmetkarları (= Sadana) tarafından Kâbe’ye örtülüyordu.
Kâbe çizgili kumaşlarla örtülüyordu
Al-Azraki’nin İbn Mulayka’dan öğrendiği bilgilere göre Kâbe İslam’dan evvel Hizz, Hubur, Burud ve Anmat gibi çizgili kumaşlarla (= O devirde giyim eşyası olarak kullanılıyordu) örtülüydü. Kurban edilecek hayvanlar da bu kumaşlarla örtülüyordu. Geriye kalan kumaşlar Kâbe’deki dolaptaydı. Kâbe’ye güzel kokulu buhurlar-buhurdanlıklar hediye ediliyor ve yakılıyordu.
Kâbe en pahalı ve en iyi kilimlerle örtülüyordu
Al-Azraki Kureyşliler’in ve değişik kabilelerin Kâbe örtüsü için para bağışladıklarını bildiriyor.
Al-Fasi ise Kâbe‘nin vasail ve anmatlarla, yani Maisani denilen en pahalı ve en iyi kilimlerle örtüldüğünü bildirmiş. (= Maisan’dan gelen kilimler)
Kâbe örtüleri deri, palmiye yaprakları, saç ve yündendi
Al-Fakihi, Halid b. Cafer b. Kilab‘ın Kâbe’ye misk ve ipek kumaş gönderdiğini ve örtü diktirdiğini bildirmiş. Böylelikle İslam evvelinde Kâbe’yi ilk defa ipekle örten kişi olarak tarihe geçmiştir.Hz. Ayşe İslam’dan evvelki dönem için: „Aşure günü oruç tutulur ve aynı gün Kâbe örtülürdü“ diye bildirmiştir.
Kâbe her kumaş ile örtülebiliniyor
İslam’dan evvelki dönemde Arap kabileleri Kâbe’yi örtmeyi bir görev, şeref ve fazilet olarak görüyorlardı. Kâbe’yi örtmek, örtüsünü bağışlamak bazı önde gelen asil ve zengin kabileler için imtiyaz sahibi olduklarının göstergesiydi. Herkes Kâbe’yi istediği kumaş ile örtebilir, kurbanlık hayvanlarını örterek tanrıya bağışlayabilirdi.

Kâbe’yi örtme günleri
Tarihçiler Kâbe’yi örtme günleri olarak 10 Muharrem Aşure gününü ve Zilhicce’nin sekizini belirtmişlerdir. (Yavm-at-Tarviya)
Kâbe örtüsü donatım malzemeleri her türlü renkten ve cinsten
Kâbe örtüsü donatım malzemeleri çok çeşitli olmuştur: Deri (Anta), Kanevas (Husuf), has yün (Musuh), hasır (Anmat), ipek (Dibağ), yumuşak kumaş (Mala), keten (Usub), ince doku (Şikak, vasail), ince çadır kumaşı (Kirar) ve kilim (Namarik).
Kâbe örtüsü olarak her türlü renk, motif ve yazı şekli kullanılmıştır.
İslam‘da Kâbe örtüsü
Resulallah Efendimiz Kâbe’yi fethettiğinde sahabelerle içini putlardan temizlemiş, yıkamış, fakat müşriklerin örttükleri örtüyü indirmemiştir. (630) Aynı sene içinde bir kadın buhur ile Kâbe’yi tavaf ederken örtüyü dikkatsizlikle yakmıştır. Bu kazadan sonra müslümanlar Kâbe’yi Yemen’den gelen yeni bir örtüyle örtmüşlerdir.
Müslümanlar kurbanlık hayvan üzerindeki örtüleri asla Kâbe örtüsü olarak kullanmamışlardır.
Resulallah Efendimiz Kâbe’yi üç defa örtmüştür
Hadis kaynaklarına göre Resulallah Efendimiz vefatına kadar uzanan süreçte Kâbe’yi üç defa örtmüştür. Vefatından sonra halifeler ve sonraki İslam Devletleri’de Kâbe’yi örtmüşlerdir. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer döneminde Kâbe Mısır’dan gelen Kabati kumaşiyle örtülüyordu.
Emeviler Dönemi Kâbe örtüsü
Emeviler döneminde Muaviye Kâbe’ye senede iki defa misk gönderirdi, namazdan sonra Kâbe duvarlarına misk sürülürdü. Muaviye’nin vefatından sonra Yezid ve Abdullah da Kâbe’yi ipek ile örtmüşlerdir. İpek= Dibağ Hüsravani. Abd-al-Malik’in halifelik döneminde Kâbe örtüsü Şam’da dokunur, Medine’ye gönderilir, Mescid-i Nebevi’de gösteriye sunulur, sonra Kâbe’ye gönderilirdi. Kâbe örtüsü ipektendi.
Abbasiler Dönemi- İlk defa yazı işlemeli Kâbe örtüsü
Abbasiler döneminde kumaş dokuma, boyama ve işleme teknikleri gelişmişti. Al-Mahdi 776 senesinde ilk defa üzerine yazı işlenmiş Kâbe örtüsü hazırlatmıştır. Kâbe duvarlarına misk ve amber sürdürmüştür. Kâbe üç çeşit kumaş ile örtülmüştür = Kabati (Keten), hizz (Yün) ve dibağ (İpek).
Besmele ve Salavat işlemeli Kâbe örtüsü
Hüseyin b. Hasan al-Alavy döneminde Kâbe sarı ve beyaz olmak üzere iki ipek kumaş ile örtülüyordu. Kâbe örtüsü üzerine Besmele ve Salavat örtüye işlenmişti. Al-Mamun döneminde Kâbe örtüsü kırmızı veya beyaz ipektendi. İbn Abd Rabbihi (vefatı 939 senesi) yazdığı eserinde Kâbe örtüsünün Horasan’dan gelen kırmızı ipekten olduğunu, üzerindeki halkalarda El-Hamdu-Lillah, Subhan-Allah, Allahu-Akbar, Allah Al-Aliyy, Al-Azim yazılı olduğunu bildirmiştir.
Fatimidiler Döneminde Kâbe örtüsü – Şiiler- Fatimidiler döneminde Kâbe örtüsü beyaz ve sarı renklerindeydi. İpek kumaşlar Hindistan ve Çin’den getirtiliyordu. İki şeritli turuzlar altın işlemeliydi.
Memlüklüler Döneminde Kâbe örtüsü
Memlüklüler kendilerini Hadım al-Harameyn aş-Şarifeyn= İki kutsal Haramın hizmetçileri diye adlandırıyorlardı. Kâbe örtüsü siyah ipek ve ketendendi. Örtünün üzeri içi beyaz renkte işlenmiş Kelime-i şehadet‘li halkalarla süslenmişti. Beyaz renkli işlemede Kur’an’dan Hac Ayetleri (Sure 3/96, 2/127-128, 5/97) bulunan şeritler örtünün üst kısmına iliştirilmişti. Kâbe kapısı siyah ipekli kumaş üzerine altına bandırılmış gümüş ipliklerle işlenmiş örtüyle kaplıydı.
Osmanlı Döneminde Kâbe örtüsü= Kisve
1517 senesinde Sultan Selim Hadım al-Harameyn aş-Şarifeyn= İki kutsal Haramın hizmetçileri ismini üstlendi. Kâbe örtüsü siyah ipektendi: Renk, dikiş ve işlemeleri Memlüklülerin dokuduğu örtüye çok benziyordu. Örtü 30 günde hazırlanıyordu. Kâbe örtüsü 1706 senesine kadar Mısır’da, 1706‘dan-1860’a kadar Konstantinopel’de dokundu. Örtünün Konstantinopel’den İskenderiyye’ye kadar götürülmesi 11 gün sürüyordu.
Kâbe örtüsünün masrafı 276 bin 216 Dirhem tutuyordu.
1.Dünya Savaşı esnasında Kâbe örtüsü Mısır’da değil, Konstantinopel’de dokundu. Osmanlıların gönderdiği kisve Medine’de muhafaza edildi ve 1922 yılında kullanıldı. 1923 senesinde kisve Irak’ta dokunuldu.
Suudi Arabistan Döneminde Kâbe örtüsü
1804 yılında Saud Abd el-Aziz Medine’yi, 1806’da Mekke ve Cidde’yi ele geçirdi, Osmanlı hac kervanlarının girişine izin vermedi. Osmanlıların hutbelerini yasakladı. Sultan Selim III.‘ye mektup yazarak Mısır ve Suriye mahmallarını (= Kisve taşıyan kervan) göndermemesini, bunun Vahhabilere göre bidat olduğunu açıkladı. Saud 1806’da Kâbe’yi kırmızı ipekten kisve ile, sonraki senelerde siyah ipek ve siyah ketenden kumaş ile örttü.
1927 senesinde Kral Abdul-Aziz oğluna (Kral Faysal) kisve dokunulan atölye kurmaya teşvik etti. 1927 de Mekke’de kurulan atölyeden sonra, 1974 de Mekke dışında bir atölye kuruldu ve kisve artık orada dokunuluyor.
Mahmal nedir?
Kâbe örtüsü (=Kisve) tarih boyunca çeşitli bölgelerden (Yemen, Irak, Horasan, Konstantinopel, Mısır) Mekke’ye Mahmal denilen kervanlarla gönderilmiştir. Mahmal kelimesi hamala, yani taşımak kelimesinden türemiştir. Mahmal konik çatılı mahzendir. Mahmalın içinde Kâbe örtüsü taşınıyordu. Üzerinde mahmal bulunan develer ve bu kervanlar mahmal diye adlandırılıyordu.
Kâbe örtüsü taşıyan Mahmal Kervanları kutlama törenleriyle karşılanırdı
Müslüman halifeler ve sultanlar 13. yüzyıldan itibaren yüzyıllar boyunca her sene mahmal ile yeni kisve gönderirlerdi. Osmanlı sultanları Hadım al-Harameyn aş-Şarifin lakablarıyla hem dini hem dünyevi hakimiyetin sahipleriydiler. Muhafaza edilebilinen en eski mahmal Topkapı Müzesi’ndedir, Memlüklüler dönemine aittir. Mahmal törenleri hakkında seyyahlar, tarihçiler ve tanıklar ilginç detayları aktarmışlar.
14. yüzyıl, İbn Battuta, Mısır: (…) Recep ayında düzenlenen mahmal törenine katılanlar: Devletin en yüksek memurları, kadıları, Beyt-ul Mal‘ın vekilleri, dini ve dünyevi makam sahipleri, askerler, sipahiler, Emir-al Hacc, kadınlar ve erkekler…
15.yüzyıl, Al-Kalkaşandi: (…)Törenden üç gün evvel yol üzerindeki dükkan sahiplerine haber veriliyordu ki, süslemeler yapsınlar.
17.yüzyıl, Al-Ayyaşi, Mısır, Osmanlı dönemi: (…) Mahmal altınla işlenmiş ipek ile örtülüyordu.Hükümdar kisveyi hazırlayanlara şeref elbiseleri hediye ediyordu.
1825, 1834 Lane’in Kahire ziyaretinden aktardıkları, Osmanlı dönemi: (…) Mahmalın ön tarafında gümüş ve altın ipliklerle işlenmiş Kâbe motifi bulunuyordu. Motifin üst tarafına Osmanlı Sultanının tuğra şeklinde işlenmiş ismi iliştirilmişti. Mahmal içindeki gümüş kutularda iki Kur’an bulunuyordu. Yeşil veya siyah örtülerle örtülen mahmal en güzel ve semiz deve tarafından taşınıyordu.
1901, Rıfat’ın Osmanlı döneminde gözlemlediği mahmal töreni: (…) Bütün gece ilahiler söyleniyor, Kur’an okunuyor, havaya atılan 21 kurşun ile tören sonlandırılıyordu. Medine’de karşılanan kisve Osmanlı askerleri eşliğinde ihtişamlı bir törenle kutlanıyordu.
En son ki mahmal töreni deve değil tren ile: 1952‘de Mısır’dan Suez üzerinden Kâbe’ye gönderilmiştir. Mahmal treni büyük şehirlerde duraklıyor, kisve şehir içinde dolandırılarak tören kutlanıyordu.
Kitapta anlatılanlar bu yazıya çok kısa ve öz biçimde aktarılmıştır.
Kaynak: Die Kiswa der Ka‘ba in Makka. Abdelaziz Gouda. Kairo-Ägypten. Berlin 1989.
2.Bölüm:Kâbe Örtüsü‘nde (= Kisve) ve Kapısı‘nda hangi ayetler bulunur?
(Haber 7)
Ramazan ayında beslenme çok önemli, Sahurda yediklerimize dikkat edersek Allah'ın izni ile iftarı rahat ederiz. Bu konu ile ilgili güzel bir haber eklenmiş. Paylaşmak istiyorum.
11 ayın sultanı Ramazan, bu sene yaz mevsimine denk geliyor. Yaklaşık 15 saati bulan oruç süresi, beslenme alışkanlığı da değiştirecek. İşte acıktırmayı geciktiren besinler ve sağlıklı oruç tutmanın reçetesi
Bu nedenle iftar ve sahurda beslenmeye her zamankinden daha dikkatli edilmesi gerekiyor
Bu yıl Ramazan sıcak ve uzun günlerin en yoğun yaşandığı ağustos ayına rastladı.
Uzmanlar, iftar ve sahur sofralarında yapılacak bazı küçük değişikliklerle sıcaklığın oruca etkilerin en aza indirilebileceğini söylüyor.
Uzmanlar, "İftar ve sahur sofralarında yapılacak bazı küçük değişikliklerle sıcaklığın etkileri en aza indirebilir" diyor
NEDEN KİLO ALINIYOR?
Uzmanlar, Ramazanda beslenme şeklinin her zamankinden büyük farklılık göstermemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Ramazan ayından öğün sayısının azalmasıyla birlikte metabolizmanın da yavaşladığına dikkat çeken International Hospital'dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, "Ramazan döneminde insanlar belki bir yılda yemediklerini, iştahlarının açılmasıyla birlikte bir ayda tüketebiliyorlar.
Bu durum da kilo alımına neden oluyor" dedi. İrkin, iftar ve sahur sofralarında yapılacak bazı küçük değişikliklerle sıcağın etkilerinin daha aza indirilebileceğini belirtti.
MUTLAKA SAHURA KALKIN
Sahura kalkmanın önemine değinen İrkin, "Ramazan ayında en çok yapılan hataların başında sahura kalkmamak geliyor.
Aç kalınan süre çok uzun olduğundan sadece akşam yemeğiyle oruç tutanlar gün içinde çok zorlanıyorlar" diye konuştu. İrkin, sahur masasında bulunması gereken besinler hakkında şu bilgileri verdi:
ESMER EKMEK KAN ŞEKERİNİ DENGELER
Sahurda ekmeğin tüketilmesinin faydalı olduğunu belirten İrkin, "Esmer ekmek, kan şekerini dengede tutup, tok kalmaya yardımcı olur" diye konuştu.
CEVİZDEN VAZGEÇMEYİN
Ekmek yerine sahurda 4-5 yemek kaşığı yulaf ezmesinin de tercih edilebileceğini dile getiren İrkin, 2 tane cevizin de sahurda yenilmesinin çok sağlıklı olduğunu anlattı.
SAHURDA SÜT İÇİN
ABD'li bilim adamları, insan bünyesinin açlığa olan ihtiyacını azaltan besinler arasında ilk sırada sütü gösteriyor.
1 bardak sütün mide boşluğunu hissettirmeden insanı 5 saat boyunca tok tuttuğu belirtiliyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin de sahurda bir bardak süt içmenin faydalı olabileceğini kaydetti.
ACIKMAYI GECİKTİREN BESİNLER
İrkin, "Protein içeriği fazla olan ve midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi gıdaları ihmal etmeyin" şeklinde konuştu.
SALATALIK KABIZLIĞA BİREBİR
Sahurda domates, salatalık tüketmek kabızlığı önlemede etkili olacağını kaydeden İrkin, "Meyve ve taze sebzeyi masanızdan eksik etmeyin" dedi.
BOL BOL SU TÜKETİN
Yaz aylarında oldukça önemli olan sıvı tüketimi ramazan ayında daha da önem kazanıyor. Gün içinde hiç hareket edilmese, terlenmese bile vücutta sıvı kaybı sürüyor.
Vücutta sıvı kaybı halsizlik, baş dönmesi, mide bulantısı kusma gibi sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor.
Özellikle açlık süresinin oldukça uzun olduğu bu sene sıvı alımına ağırlık verilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, "İftar ve sahur arasında bol bol su tüketmeye çalışın" önerisinde bulunuyor.
Sahurda çiğ sebze tüketin
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Uzman Diyetisyeni Hülya Kamarlı, Ramazan boyunca iftarda hafif, sahur ile ara öğünlerde de süt ürünleri ve çiğ sebze yenilmesini tavsiye etti.
Ramazan'da iftar yaptıktan sonra sahura kadar azar azar ve sık sık beslenilmesi gerektiğini öneren Kamarlı, bu süre içinde 1,5-2 saatlik aralıklarla 2 ara ile öğün yapılmasını önerdi.
Seçilen yemeklerin pişirme yöntemlerinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Kamarlı, iftarda kızartma ve kavurma yerine özellikle haşlama, ızgara ile fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini tavsiye etti.
Bu şekilde ileriki saatlerde görülebilecek mide rahatsızlıklarının önlenebileceğini belirten Kamarlı, "Ara öğünlerde ise meyve, çiğ sebze ya da az miktarlarda ceviz, fındık, badem tercih edilebilir" dedi.
POSALI YİYECEK TOK TUTAR
Protein içeriği yüksek olan ve bol posalı besinlerin acıkmayı geciktirdiğini vurgulayan Kamarlı, "Sahurda süt, yumurta, peynir ile domates, salatalık, biber gibi çiğ sebzeler ve tam buğday unundan yapılmış ekmekten oluşan kahvaltı şeklinde bir öğün yapılmalı.
Bol sıvı alınmalı, su içilmeli, vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak için meyve ilave edilmeli. Kızartmalardan, hamur işlerinden, aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden uzak durulmalı." diye konuştu.
TURŞU VE ŞARKÜTERİDEN UZAK DURUN
Sahurda susuzluk hissini arttıracak besinlerden de uzak durulması gerektiğini ifade eden Kamarlı; turşular, salamura, tütsülenmiş, kızartılmış, sosis, salam, sucuk, pastırma gibi besinlerin tüketilmemesini önerdi.
İftarda çok hızlı yemek yenildiğini, bunun da uzun açlık döneminden sonra hazımsızlık gibi sindirim sorunlarına neden olduğuna dikkat çeken Kamarlı, yavaş yemenin ve besinleri iyi çiğnemenin sindirim sorunlarını en aza indireceğini belirtti.
İftar yemeğinin mutlaka hafif olması gerektiğini vurgulayan Kamarlı, şunları hatırlattı:
"Hamur işleri, kızartmalar, çok yağlı yemekler tüketilmemeli. İftarda öncelikle 1-2 bardak su içilerek, 1-2 adet hurma ya da zeytin yenilebilir.
Arkasından bir çorba ve açlık hissini bastırmak için salata ile devam edilmeli. Ana yemek olarak hafif yemekler tercih edilmeli."
Uzman diyetisyen Kamarlı, iftarda tatlı tüketmek isteyenlerin aşırı şerbetli ve yağlı tatlılar yerine sütlü, meyve tatlılarını ya da dondurmayı tercih etmesinin daha sağlıklı olacağını söyledi.
TUZDAN UZAK DURUN
İrkin, susama hissinden kurtulabilmek için yağlı ve tuzlu yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini belirtti.
ÖRNEK MÖNÜ
VKV Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölüm Sorumlusu Diyetisyen Ayşe Korkmaz, Ramazan ayı için örnek bir menü sundu.
Korkmaz, sahurda 1-2 dilim ekmek ya da pide, 1-2 dilim peynir ya da 1 adet yumurta 5-6 adet zeytin, domates, salatalık, meyve ya da 1-2 çay kaşığı bal veya reçel, sahurda ikinci bir alternatif olarak 1 kase çorba, 1 kase yoğurt, 1 porsiyon etli sebze ya da et yemeği 1 dilim ekmek, domates, salatalık yenmesini tavsiye etti.
Korkmaz iftarda ise 1-2 adet zeytin ya da hurma veya peynir, 1 kase çorba, 1 porsiyon et yemeği ya da etli sebze yemeği, salata (az yağlı), 2-3 dilim ekmek ya da pilav veya makarna veya 1 dilim börek, ara öğün olarak 2 adet meyve ve 1 su bardağı süt ya da yoğurt veya 1 kase meyve kompostosu ve gece yatarken süt içmeyi önerdi.
Bu beslenme planının, oruç tutabilen ve beslenmeyi etkileyebilecek herhangi bir sağlık sorunu olmayan yetişkinler için uygun olduğunu belirten Korkmaz, haftada 2-3 kez ara öğün yerine sütlü tatlı (bazen güllaç) yenilebileceğini kaydetti.
Kaynak : Münevver Çakırtaş / Haber7
Bilek gücüne dayalı olan bu sporda bir çok hile ve teknik vardır. İyi bir bilek güreşcisi olmak için rakibinizi yenmek için çok çalışmalı ve taktikleri iyi uygulamalısınız.
Çokca sorulan sorulardan bazıları şunlar ;
Bilek güreşinde Drag Hook tekniği nedir?
Bilek güreşinde Toproll tekniği nedir?
Bilek güreşinde her zaman güçlü olan mı yener?
Bilek güreşinde Side Pressure tekniği nedir?
Bilek güreşinde rakibin eli nasıl tutulur?
Bilek güreşinde taktiğin rolü nedir?
Bilek Güreşi Teknikleri ve Açıklamaları
Bilek güreşinde 2 temel maç anlayışı vardır, sürat maçı ve kontrollü maç diye ayırabiliriz. Bu iki temel anlayışı bazıları direkt olarak rakibi tuş minderine süratle getirmeye çalışırken bazıları da önce kontrolü ele geçirip sonra yenmeye çalışırlar.
1- Side pressure: Yana doğru yaptığımız basınç direkt olarak mindere ve rakibin başparmağının üzerinden içe büküş yapılarak uygulanır.
2- Toproll: Yana doğru yaptığımız basınç direkt olarak mindere ve rakibin başparmağının üzerinden içe büküş yapılarak uygulanır.
3- Hook: Basınç maçında ise hamle içeriye doğru rakibin koluna doğru uygulanır.
4- Post: Yükleme tekniği ise yine rakibin parmaklarına doğru geriye doğru yükleyerek uygulanır.
5- Shoulder roll: Rakibin koluna doğru,omuzumuzla rakibimize doğru yapılan basınçtır.
6- Drag hook: Rakibimizi içe büküp ardından kendi tarafımıza doğru sürülerek yapılır.
Dünya ve Avrupa Şampiyonu Engin Terzi' nin Antrenman Programı
1.Hafta – Çarşamba:
2 set dinamik hammer tam açarak
2 set dinamik hammer yarım açarak
3 set lastikle statik rotasyon
2 set lastikle yukardan hammer gerdirme
2 set lastikle hem yukardan hem aşağıdan hammer gerdirme
2 set döner barfiksle dinamik bilek
2 set döner barfiksle statik bilek
4 set yan omuz
Cuma:
2 set düz yerde barfiks.
3 set yuvarlak barda dinamik barfiks
3 set yuvarlak barda statik barfiks
Pazar günü maç
Antrenmanlar da çalışılması gereken ağırlıklar ne kadar olacağı konusunda buradan net bir ağırlık söylemek istemedik. Bunun sebebi ise bu kişinin anatomik yapısıyla alakalı olan bir olaydır. Kişi herhangi bir sakatlanmaya meydan vermemek için bu ağırlıkları bir uzman kontrolünde yapması en doğru olanıdır
2.Hafta – Salı:
4 set yumruk üstü şınav
4 set üst omuz
4 set triseps
Çarşamba:
2 set tam açarak dinamik bicep
2 set yarım açarak dinamik bicep
3 set statik bicep
4 set ağırlıkla rotasyon
2 set döner barfiksle dinamik bilek
2 set döner barfiksle statik bilek
4 set ön omuz
Cuma:
2 set düz yerde barfiks
3 set yuvarlak kalın barda dinamik barfiks
3 set yuvarlak barda statik barfiks
Pazar günü maç
Kına kültürümüzde bir den fazla alanda kullanılmaktadır. Dügünlerimizde kına gecelerinin önemi fazladır. Kına gecelerinden farklı olarak kına saçada yakılır.
Kına, sadece biz Türkler tarafından bilinen bir şey değil. Kına, neredeyse, bütün medeniyetlerde var olan güzel bir gelenektir. Kayıtlara göre, bizim kültürümüzde Dede Korkut hikayelerinde dahi geçen kına, adamak, adanmışlıkla doğru orantılı bir gelenektir. Eski Roma, Orta Çağ, eski Mısır geleneklerinde de yer edinen kına, özellikle sağlık ve güzellik alanında kullanılmıştır.
Dr. Ömer Faruk Yıldızkaya’nın belirttiğine göre, "Gerek Avrupa’da, gerekse İslam dünyasında çok bilinen bu madde, Hindistan’daki Müslümanlar arasında da kullanılmıştır. Türk tıp tarihinde de kınanın çok önemli bir yeri vardır. Eski Türkler kınayı, veba hastalığına karşı ve boya maddesi olarak kullanmıştır.“
Başından ayrılık geçmemiş bir kadın tarafından yeni evlenen kıza, gelinin sağ avucuna bozuk para veya altın konulduktan sonra kına yakılır. Yine Yıldızkaya’nın araştırmalarına göre, kına genellikle gelinin eline yakılmakla beraber, Erzincan’da gelinin eline ve ayak parmaklarına, Çukurova’nın yayla düğünlerinde ise, gelinin boynunun kütüğüne, yani ensesine de kına yakılabilmektedir.
Kına Saça Nasıl Yakılır
Kına derin bir kaba konulur.Üzerine demlenmiş çayın suyu dökülür su yerine çay koyarsanız kına saçınıza daha iyi gelecektir.Daha sonra 3 tatlı kaşığı zeytinyağı konulur.Daha iyi bakım yapmak istiyorsaniz 1 yumurta sarısı katabilirsiniz.Hazırlamış olduğunuz karışımı saçlarınız her yerine sürün en az 3-4 saat bekleyin.Ardından iyice yıkayın
Yaz mevsiminin vazgecilmez meyvesi Üzümün Yararları, Faydalarını bilmeyen yoktur, Üzümün Yararlarının ne kadarını biliyoruz? Yaş üzüm ve Kuru üzüm tüketimini ne kadar uyguluyoruz.
Üzüm, yaklaşık üç binden fazla çeşitle en çeşitli ve en yaygın meyvedir
Kara üzüm ve beyaz üzüm; tüm meyveler, yemişler, sebzeler içinde en geniş antioksidan etkisine sahip meyvedir. 15’den fazla antioksidan içerir.
Kara üzüm ve beyaz üzüm; tüm meyveler, yemişler, sebzeler içinde en güçlü beden temizleyicidir, atıkları ve ağır metalleri bedenden atılmasında ayrıcalıklı üstün etkiye sahiptir.

Sağlıklı yaşam, iyi yaşam açısından; üzüm, çekirdeği ve kabuğuyla çekilmiş üzüm suyu, üzüm çekirdeği; olmazsa olmaz gıdalardandır.
Üzüm; besleyici özellik olarak; incir, hurma, muz ve elma ile beraber en besleyici gıdalardandır.
Türkiye sağlık değerleri açısından en değerli üzüm çeşitlerine sahiptir.
Üzüm; taze üzüm, kuru üzüm, üzüm çekirdeği, üzüm suyu, hardaliye, köfter, üzüm şırası, üzüm sirkesi, kuru üzüm hoşafı, koruk suyu şerbeti, asma yaprağı ve pekmez olarak tüketilir.
Üzümü kabuğu, çekirdeği ile birlikte öğüterek, sıkarak üretilen doğal üzüm suyu; tat olarak kekremsi ve hafif tortulu olur. Fakat çok sağlıklıdır, adeta ilaç gibi gelir.
Günlük tüketim olarak taze üzüm günde 150 gr, kuru üzüm bir avuç en az 21 kuru üzüm önerilir.
Üzüm suyu günlük tüketim olarak; sabah akşam yarım su bardağı önerilir.
Taze üzüm şeker hastaları ve hamilelerde fazla tüketilmemelidir.
Üzümün içeriğinde; vitaminler, mineraller, aminoasitler, antioksidanlar bulunur.
Üzüm; temel beslenmede yer alması şart olan bir gıdadır.
Üzüm; fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, folik asit, potasyum, A, B1, B2, B3, B6, C ve E vitamini açısından zengindir.
Üzüm ve üzüm çekirdeğinde bulunan ve az bilinen bir bileşik olan OPC (oligomeric proantho cyanidin) çok güçlü antioksidandır; trigliserit ve kolesterolün oksidasyonunu ve damarlarda birikimini önler, damar sağlığını korur, damar sertliği ve yüksek tansiyonda önleyici iyileştirici etkiye sahiptir.
Üzüm; kansızlığa, birçok karaciğer hastalığına iyi gelir.
Üzüm; bedeni, zihni güçlendirir.
Üzüm; sindirim ve boşaltım düzeninde katkı sağlar, kanı temizler.
Üzüm özellikle kara üzüm; bağışıklık güçlendirici, cilt güzelleştirici, zayıflamada yardımcıdır.
Üzümün antioksidan gücü; E vitamininden 50 kat, C vitamininden ise 30 kat daha güçlüdür.
Üzüm kalp damar sağlığını destekler, iyileştirir.
Üzüm içerdiği OPC, resveratrol ile kan yağlarının damarlarda, kanda birikimini ve oksitlenmesini önler, kalp ve damar sağlığını destekler, iyileştirir.
Özellikle kara üzüm; kanser oluşumunu engeller, kanserin iyileşmesinde yararları vardır.
Kara üzümün meyvesinde ve kabuğunda diğer üzüm çeşitlerine göre daha bol bulunan resveratrol adı verilen bileşiğin; lösemi hastalarında etkili olduğuna ilişkin yayınlar yapılmıştır. Kemoterapinin yan etkilerinde de çok önemli yararları vardır.
Kara üzüm ve çekirdeğinin; lösemilerde kemoterapide dirençli olgularda bile işe yaradığı ortaya kondu.
Yani Batı, üzüm, üzüm çekirdeği konusuna sağlığa yararlı demeye başladı.
Artık ülkemizdeki tıp camiasında, doğal tıp yaklaşımına çoğunlukla muhalif olan mevcut tutum; bu tercümelerden sonra değişecek gibi!
Başkası olma kendin ol sözü uygulansa idi; bu tercümeleri beklemeye gerek yoktu!
Geleneksel Türk Tıp yaklaşımında binlerce yıldır bu bilgiler ve öneriler zaten var.
Aynı çalışmalar resveratrolun; kötü kolesterolü (LDL) düşürücü, kanseri önleyici ve DNA değişimini öneleyici yani antimutajen özelliğini de ortaya koydu.
Üzümün içeriğinde daha başka pek çok bileşik bulunur.
Sıcak yaz aylarında serinlemenin bir başka yolu ise sütlü dondurma ve soğuk lezzetlerdir, Bugün sizlere Zencefilli sepette dondurma yapılışından bahsedeceğiz.
Zencefilli Dondurmanın malzemeleri
250 gr vanilyalı dondurma
Krokan için
50 gr soyulmuş badem
170 gr toz şeker
2 yemek kaşığı su
Sepetler için
25 gr tereyağı
1 yemek kaşığı bal
30 gr toz şeker
1/4 tatlı kaşığı toz zencefil
1 yemek kaşığı rendelenmiş portakal kabuğu
15 gr un
Zencefilli sepette dondurma hazırlanışı

Fırını 180 dereceye ayarlayın. Tereyağı, bal ve toz şekeri bir tencerede eriyene kadar kısık ateşte pişirin. Toz zencefil, portakal kabukları ve unu ilave edip yumuşayana kadar karıştırın. Yağlı kağıdı hafif yağlayın ve karışımdan 2 tatlı kaşığı alıp, yağlı kağıtlara dökün. 5’er cm’lik daire şeklinde yayın. Üzeri iyice kızarana kadar 12-14 dakika pişirin. Fırından alınca sertleşmeleri için 1 dakika bekletin. Spatula yardımıyla kaldırıp sufle kabı ya da kahve fincanının etrafını kaplayın. Sepet şeklini alması için kenarlarına elinizle kıvrımlar yapın. Soğuyunca sepetleri kalıplardan çıkarın. Su, toz şeker ve bademleri yüksek ateşte şeker eriyip rengi koyulaşıncaya kadar pişirin. Karışımı yağlı kağıt üzerine dökün ve tamamen soğuyana kadar bekleyin. Mutfak robotundan geçirip parçalayın. Zencefil sepetlerinin içine dondurmayı paylaştırıp üzerini krokanlarla süsleyerek servis yapın. Zencefilli sepette dondurma artık hazır, afiyet olsun.
Kaynak : lezzet.com
Üzerine bizce çilek çok yakışıyor ilave edebilirsiniz.
Yağ yakmanın, direnci artırmanın, koordinasyon ve denge geliştirmenin etkili bir yoludur, ip atlamak. Aynı zamanda, ip atlamak hızlı kalori yakıcısı bir kardiyo egzersizidir. İp atlama hızınıza bağlı olarak dakikada ortalama 11 kalori yakabilirsiniz. Eğer hızınızı ve kondisyonunuzu arttırarak atlamaya devam ederseniz dakika başına 20 kaloriye kadar yakmanız mümkündür. Yani ne kadar hızlı atladığınıza göre 10 dakikada 111 ila 200 kalori yakabilirsiniz.
Uzak doğu sporlarında ve boksta da oldukça popüler olan "ip atlamak", kondisyondan ziyade, dövüş sporları için önemli olan el ve ayak hareketlerinin koordinasyonunu sağlamak amacıyla yapılır. Profesyonel sporcular, biraz daha zorlaştırmak için, ağır halat ya da içinde çelik olan hortum ile atlarlar.
İlk yapmanız gereken şey, atlayacağınız ipin doğru uzunlukta olduğundan emin olmaktır. İpin tam ortasına basın ve ipi vücudunuz boyunca dümdüz çekin. Eğer boyu göğüslerinizin ortasına kadar gelebiliyorsa sizin için uygun görünüyor demektir. İp atlamak için başta biraz pratik gerekebilir. İp atlarken beton da atlamamaya çalışın, çünkü bu eklemlerinizi yıpratacaktır. Zemin için çim, parke, yoga matı veya halı seçmeye çalışınız. İp atlama egzersizini biraz daha zorlaştırmak için ayaklarınıza veya el bileklerinize hafif kum torbası takmayı deneyebilirsiniz, bu stil ip atlamak yaktığınız kalori miktarını da arttıracaktır.
İP ATLAMANIN FAYDALARI
Bu kardiyo egzersizi ile saatte 600 ila 1200 kalori yakabilmek mümkündür.
İp atlamak komple bir vücut çalışmasıdır.
Hızınızı ve eforunuzu çok rahat ayarlayabileceğiniz bir egzersizdir.
İp atlama sizi daha iyi bir sporcu yapabilir.
El ayak koordinasyonunu sağlar ve beyninizin iki yarısını da eş zamanlı çalıştırır.
Kaslarınızın beyin ile iletişimini hızlandırarak verdiğiniz tepki süresini kısaltabilir.
İp atlayarak bacakları sıkılaştırıp, kalçanızı dikleştirebilirsiniz.
Selülit ile baş etmenin uygun yollarından birisidir.
Lenf sistemini çok iyi çalıştırır.
Zihninizi dinginleştirmek için birebirdir. Stres attırır.
Varisleri ve örümcek ağı damarları giderebilir, ip atlamak.
Önemli Uyarı :
Siyatik ve bel ağrısı olan kişiler ip atlamamalıdırlar, bu omurganızın disklerine daha çok stres yükleyebilir.
Yüksek tansiyonu olan kişiler ip atlamamalıdırlar. İp atlarken kolların aşağı yöndeki hareketi, kan basıncını daha da arttırabilir.
Kaan Berberoğlu
Milli Sporcu
Yaz ayları ile beraber Meyveler iştahlarımızı kabartıyor, Bununla birlikte bir çok kadın diyet yaparken meyve tüketimini tercih ediyor. buda bize bir kez daha gösteririyorki meyve tüketimini yaparken bildiklerimizi veya uygulamalarımızı bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor.
Bilmediklerimiz arasında yer alan ve Meyvelerin içinde bulunan glisemik asit ile ilgili detayları mutlaka okumanızı tavsiye ediyoruz.
Meyveler vitamin deposu, doğal masum besinler olabilirler. Ancak dikkat! Hedefiniz yağ azaltmaksa, meyvenin içeriğindeki şeker, bu planınıza engel olabilir. Tamamen yasaklanmış olmasalar da diyet yaparken meyve tüketimini gözden geçirmenizde fayda var. Muscle & Fitness dergisindeki habere göre meyvelerin içinde bulunan glisemik asit ve meyve ile ilgili bilinmeyen tüm gerçekler burada…
Meyveler ne zaman ve neden tehlikeli?
Meyveler, doğal bir şeker olan fruktoz içerir. Dolayısıyla meyve tüketimi vücut yağlarını yakmanıza engel teşkil edebilir.
Çünkü vücudumuz fruktozu doğrudan bir yakıt olarak kullanamaz. Fruktozon öncelikle karaciğere gidip glikoza dönüşmesi gerekir. Meyvenin çoğunlukla kandaki glikoz ve insülin seviyelerini hızlı arttırmayan, düşük derecede glisemik bir karbonhidrat olmasının sebebi de budur. Eğer karaciğer glikojen ile dolu ise, gelen fruktozu glikoza değil, yağa dönüştürür.
Meyve tüketirken nelere dikkat etmeli?
Siz siz olun, her zaman taze ürünleri tercih edin. İşlenmiş, paketlenmiş ya da konservelenmiş ürünleri satın almamaya özen gösterin. İşlenmiş ürünler genellikle daha çok şekerle doyuma ulaşmıştır ve tıpkı meyve suları gibi, uzak durulması gereken ürünlerin başında gelir.
Glisemiks endeks nedir?
Gıdaların kan şekerini yükseltme hızına glisemik indeks denir. Eşit miktarda karbonhidrat içerseler de yiyeceklerin kan şekerini arttırıcı etkileri birbirinden farklıdır. Bunun nedeni yiyeceklerdeki karbonhidratların sindirim sisteminden farklı hızda geçmesi ve emilmesidir.
Farklı gıdalar yemek sonrasında kanın glukoz içeriğinin artışı üzerine değişik etkilere sahiptirler.
Glisemiks endekse göre dikkat edilecekler:
Meyve seçiminde kullanabileceğiniz en iyi referans “glisemik endeks” değerleridir. Bir meyvenin gilisemik endeksi ne kadar düşükse diyetinizde o kadar yer verebilirsiniz.
Glisemik endeksi düşük gıdaların seviyesi 55 ve altıdır; spor sonrası dışında glisemik endeksi 70’i aşan meyveleri tercih etmeyin.
Glisemik endeksi düşük karbonhidratlar, kandaki glikoz ve insülin seviyelerinde küçük dalgalanmalara yol açarlar.
Glisemik İndeksi tablosuna göre meyveler:
Elma: 38
Muz: 52
Greyfurt: 25
Üzüm: 46
Kuru üzüm: 56
Kivi: 58
Mango: 51
Portakal: 42
Şeftali: 42
Hurma: 103
Karpuz: 72
Armut: 38
Ananas: 66
Çilek: 40
pudra.com
Yüz bölğenizde sürekli sizi rahatsız eden sivilcelerinizden kurtulmanın yolunu açıklayan Suna Dumankaya çok basit bir maske ile bu dertten sizleri kurtarıyor.
Sivilcelerden kurtulmak için Pastane mayası ile yüz maskesi.
Sivilcelerinizden kurtulmanın formülü.
Kurtulamadığınız sivilce izleri için bir maske ;
Bir yumurta akına, bir çay kaşığı limon suyu ve aynı ölçüde bal ve iki yemek kaşığı pastane mayası ekleyip karıştırın. 20 dakika cildinizde beklettikten sonra ılık suyla yıkayınız.
Kur'an-ı Kerim'de Sanat ve Güzellikle İlgili Terimler
Konuya İslam medeniyetinde güzelliğin standartlarıyla başladık. Tarihi ve İslam medeniyeti kapsamındaki bazı sanatları inceledik. (Hat, mimari, resim vs.) Sonunda bu medeniyeti besleyen pınara, yani Kur'an-ı Kerim ve sahih sünnete müracaat ederek güzellikle doğrudan alakalı kelimeleri araştırmaya başladık ve şu kelimeleri tespit ettik: Güzellik, süs, nimet, lezzet, eğlenme, meta, tat.
a) Güzellik
"Güzel" sıfatının Allah'ın (c.c) kitabında eşyaların sıfatı olmaktan daha çok, bazı fiillerin sıfatı olarak kullanıldığını fark ettik. Allah (c.c) onu sabır, vazgeçme, bağışlama gibi fiilleri nitelerken kullanıyor. Bu fiillerin oldukça fazla miktarda olduğunu fark ettik. Aşağıda bu ayetlerin bazılarını veriyoruz:
"…Nefisleriniz sizi aldatmış, bir işe sevk etmiş." dedi "Artık bir sabrı cemü! (güzel bir sabır)… Allah'tır ancak yardımına sığınılacak olan…" (Yusuf 18)
"…Ve elbette saat mutlaka gelecek. Şimdi sen sabrı cemil (güzel bir sabır ) ile muamele et…" (Hicr 85)
"…Haydi geliniz sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim…" (Ahzab 28) "O halde sabrı cemü. ile sabret" (Mearic 5) " Başkalarınm söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzı ile ayni" (Müzemmil 10) "Güzellik" ise sözlükte; husn/hoş, iyi anlamlarına gelir.
"Akşamlan getirir sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik(cemal) vardır." (Nahl 6) (Eki 'e bak)
b) Ziynet (Süs)
Kur'an üzerinde yaptığımız çalışmalar sırasında "süs" (ziynet) lafzının istenen, sevilen veya hoşa gitmeyen şeylerle bağlantılı olarak kullanıldığını gördük. Aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi:
"Fakat onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yaptıklarını güzel/süslü gösterdi" (En'am 43)
"O zaman şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve "bugün size galip gelecek yok" demişti" (Enfal 48)
"Böylece bütün ümmetlere amellerini süsledik. Dönecekleri yer yine Rableridir…" (En'am 108) "…Ancak Allah size imanı sevdirdi ve onu kalp-lerinizde süsledi" (Hucurat 7) "Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl bina ettik ve nasd süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok." (Kaf 6)
"Kadınlara ve oğullara olan tutku insanlara süslü ve çekici gösterildi.." (Âli İmran 14) "… Hayır! İnkâr edenlere kendi hileli düzenleri süslü gösterilmiştir ve onlar yoldan alıkonulmuştur…" (Ra'd 33)
"De ki Allah'ın kulları için çıkardığı süsleri ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" (Â'raf-32)
"Şüphesiz yeryüzü üzerindekileri ona bir süs kıldık. Onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu sınayalım diye…" (Kehf 7)
"Dünya hayatının süslerini isteyerek gözlerini onlardan kaydırma." (Kehf 46) "Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun. tutkulu bir oyalama, bir süs…" (Hadid 20)
"Ey Âdemoğulları! Her mescit yanında süslerinizi takının…" (Â'raf 31)
"Böylece kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı…" (Kasas 79) > Süsün sözlük anlamı, "kendisi ile süslenilen"dir.
Tefsirde süs, aşağıdaki anlamlarda gelmektedir:
Şehvetlere duyulan arzu, kadın, evlat, kantar kantar altın-gümüş, sığırlar, mal arzusu, temiz rızıklar, gökyüzündeki bulutlar, dünya hayatına ait gururlanma, oyalanma ve eğlenme ile birlikte kullanılır.
Süs, şu fiilleri nitelemek için de kullanılır: Şeytanın insanlara bâtılı sevdirmesi, ayıplar, kötü ameller, iman sevgisi ve kalplerde onun süslenmesi.
c) Lezzet
"Lezzet" kelimesi, Kur'an'da yiyecekler, içecekler ya da cennette gözlerin gördüğü şeyler için kullanılır:
"… Kaynaktan doldurulmuş kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. Bembeyaz, içenlere lezzet veren bir içki.." (Saffat46)
"İçenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar…" (Muhammed 15)
"Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var…" (Zuhruf 71)
d) Meta
Sözlükte "meta" kelimesinin anlamı: Mal ve menfaattir. Gariptir ki, meta kelimesi iki zıt anlamda kullanılır: İyilik ve güzellik metaı, inkâr metaı. Peki, güzellik anlamına gelen bir kelime nasıl olur da inkâr anlamında da kullanılabilir?
Kur'an'dan okuyalım:
"Hayır, ben onları ve atalarını kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım- yaşattım." (Zuhruf 29)
"… Ancak onları ve atalarını sen meta verip yararlandırdın, öyle kl senin zikrini unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular." (Furkan 18)
"Sakın onlardan bazılarını metalandırdığımız şeye gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma.." (Hicr88)
"…Onlar iman ettikleri zaman onlardan dünya hayatında aşağılayıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar metalandvdık." (Yunus 98)
"…İnkâr edeni de az bir süre metalandırır, sonra onu ateşin azabma uğratırım…" (Bakara 126)
"…Sonra O'na tevbe edin. O da sizi adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta ile metalandırsın ve…" (Hud 3) "
…İnkâr edenler ise. metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler…" (Muhammed 12) "…De ki İnkârınla biraz metalan, çünkü sen ateşin halkındansın." (Zümer
"…Rabbimiz! Kimimiz kimimizden metalandı ve bizim için tesbit ettiğin süreye ulaştık…" (En'am 128)
Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) metalandıysanız onlara ücretlerini/mehirlerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin…" (Nisa 24)
"…Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır…" (Bakara 36)
(Haber 7)
Hamilelik döneminde uydurulan hurafelerden bir taneside her gebelik döneminde bir dişinizi kaybedeceğiniz söylentisidir. Hamilelik kesinlikle diş kaybettirmez.
Ağız ve diş sağlığı her dönem olduğu gibi hamilelik döneminde de dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Kadınların hamilelik döneminde ağız ve diş yapısı biraz daha hassaslaşır.
Bu dönemde gerekli önlemler alındığında diş sağlığında herhangi bir sorun oluşmayacaktır. Fakat günümüzde diş sağlığına önem yeteri kadar verilmediği için hamilelik döneminde bazı kulaktan dolma bilgilerle diş bakımı yapılmaktadır. Ağız sağlına özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönemde yani hamilelikte başvurulan yanlış yöntemler sebebiyle bazen sağlıklı dişler bile kaybedilmektedir.
‘Her hamilelik bir diş kaybettirir’ düşüncesi yüzünden çürük dişe razı gelmek, hamileyken diş taşı temizliği yaptırmamak, ağrı yapsa bile çürük dişi tedavi ettirmemek, gebelikte ağız gargarası yapmamak hamilelik döneminde ağız ve diş bakımında yaygın olarak yapılan hataların başında gelmektedir. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu hamile olan veya hamile kalmak isteyen bayanlara ağız ve diş sağlığı konusunda bilgiler verdi.
Hamilelik gingivitisi nedir?
“Gebelik döneminde diş etlerinde şişlik ve kızarıklar olabilir. Bu dönemde diş etleri oldukça hassas olduğu için kanamalar diş etinde kanamlar oluşur. Hamile kadınlarda sıklıkla gözlenen bu durum östrojen ve progesteron hormon salgılarının artmasından kaynaklanır. Genelde hamileliğin ilk 3 aylık döneminde başlayarak hamileliğin son 3 aylık dönemine kadar devam edebilir. Gerekli olan günlük diş bakımı yapılmadığı taktirde diş etinde oluşan iltihap artış gösterebilir. Eğer hamile olmadan önce dişlerde bir iltihaplanma var ise gebelik döneminde periodontitise ilerleyebilir. Hamile kadınlarda "hamilelik tümörü" geliştirme riski de vardır. Bunlar dişeti büyümelerinin tahrişi sonucu oluşan iltihabi lezyonlardır. Eğer hastanın çiğneme, fırçalama ve diğer ağız bakımı işlemlerini engelliyorsa diş hekimi tarafından alınmalıdır.”
Hamilelik Döneminde dental tedaviler ne zaman uygulanmalıdır?
“Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin organ gelişimi gerçekleştiğinden dolayı dental tedavilerden kaçınılmalıdır. Fakat diş ağrısı oldukça şiddetli ve dental tedavi uygulanmadığında daha çok problem yaşanacaksa diş hekimi, hastanın kadın doğum uzmanı ile görüşerek tedaviyi hastaya zarar vermeyecek şekilde uygulayabilir.
Hamileliğin 4 ve 6 aylık dönemlerinde diş tedavilerinin uygulanması en doğru zamandır. Bu dönemde kanal tedavisi, diş çekimi dolgu gibi ertelenmesi mümkün olmayan işlemler rahatlıkla uygulanabilir.
Hamileliğin son üçüncü ayında erken doğum riski yaşanabileceğinden acil olmayan dental tedaviler dışında herhangi bir işlemin uygulamaması daha iyi olacaktır.”
Hamilelik döneminde anestezi uygulaması, röntgen çekimi ve antibiyotik kullanımı zarar verir mi?
“Gebelik döneminde sınırlı uyuşturma kullanımında üretici firmanın uyarıları dikkate alınmalıdır. Eğer herhangi bir zarar tespit edilmemişse uygulanmasında bir sakınca yoktur. Aynı şekilde ağrı kesici gibi ilaçlarda üretici firmanın uyarıları doğrultusunda uygulanmalıdır. Antibiyotik olarak Tetrasiklin gurubu antibiyotikler alınmamalıdır. Tetrasiklin gebelik sırasında alınırsa bebeğin dişlerinde "tetrasiklin renklenmeleri" dediğimiz renklenmeler oluşur. Röntegen çekimi acil değilse uygulanmamalıdır. Eğer ki acil olan bir diş tedavi uygulaması ise anne adayına önlük giydirilmeli ve hızlı film kullanılmalıdır. Aynı zamanda düşük doz uygulaması yapılmalıdır.”
Hamilelik döneminde ağız bakımı nasıl yapılmalıdır?
“Hamilelik döneminde de günlük ağız bakımı aksatılmamalıdır.
Günde iki kez dişler fırçalanmalı ve fluorid içeren bir diş macunu ile fırçalamak, diş aralarının diş ipi ile temizlenmesi yeterli olacaktır. Aynı zamanda ılık tuzlu su ile gargara yapılarak diş etleri rahatlatılabilir. Hamillik döneminde kusma sıklıkla karşılaşılan bir durumdur fakat kusmadan sonra dişler fırçalanmamalıdır. Ağız bol su ile çalkalanmalıdır.
Çünkü kusma sonucu oluşan mide asidi, fırçalama etkisi ile beraber dişlerde aşınmalar oluşturabilir. Ancak bir saat sonra dişler fırçalanabilir.”
Hamilelik döneminde dişler daha çabuk çürür mü?
“Hamilelik döneminde “annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği" inancı kesinlikle doğru değildir. Bu kulaktan duyma bir bilgidir. Hamilelik döneminde ağız yapısı daha hassaslaşır ve çürük oluşumuna daha rahat zemin hazırlayabilir. Fakat diş çürüklerinin asıl nedeni anne aydının şekerli ve tatlı yiyecekleri hamilelik döneminde daha çok tüketmesi ve yeme işleminden sonra diş fırçalama işlemini genellikle ihmal etmesidir. Hamilelik döneminde hormonal değişiklikten dolayı daha çok diş bakımına özen gösterilmeli aynı zamanda kusma işleminden sonra ağız bakımına daha çok dikkat edilmelidir. Uyarıların dikkate alınmaması durumunda diş çürümelerinin oluşması ve diş kayıplarının görülmesi olağandır.”
Hamilelik döneminde diş sağlığı açısından hangi besinler tüketilmelidir?
“Anne ve bebeğin diş sağlığı açısından fosfor ve kalsiyum yönünden zengin meyve, sebze, tahıl, süt ve süt ürünleri ile et, balık ve yumurta gibi ürünler dengeli olarak alınmalıdır. Şeker ve tatlı ürünler mümkün olduğu kadar alınmamalı, kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan besinlerden kaçınılmalıdır.”
Eş adayımızın, Oğlumuzun yada arkadaşımızın evlenirken daha şık ve yakışıklı olmasını istemezsimisiniz? Çıoğu insan bir damat olur ve bu evrede damadın hazırlığının hep kolay olduğu düşünülür, ancak hiçte öyle değildir en az gelinler kadar damatlarda bu özel günde en şık olmak isterler.
Sizde kendinize ve sevdiklerinize özen gösterenlerdenseniz Damatlığın seçiminin de en az gelinlik kadar özen istedeğini bilirsiniz, bu durumda önerilerimize göz atmanız gerekecek.
CEKET Seçimi
Tercihe göre şal yaka kruvaze veya tek sıra düğmeli bir ceket giyilebilir.Ceketin bedene tam uyması smokinin daha şık durmasını sağlayacaktır. Omuzlar dar veya fazla geniş olmamalıdır.

PANTOLON Seçimi
Pantolonun paçaları ayak bileğinden beş santim aşağıda bitmelidir. Paçalar, ayakkabının üst kısmına değmeli ve kalça hareketlilerini kısıtlayacak kadar dar olmamalıdır.
GÖMLEK Seçimi
Smokinin içine genellikle pilili gömlek giyilir. Ancak düz beyaz, kemik rengi ya da beyaz üzerine işlemeli bir gömlek de tercih edilebilir. Manşetler ceketin kollarından bir parmak çıkmalıdır.
KOL DÜĞMELERİ SEÇİMİ
Kol düğmelerini kişiliğinize uygun olarak seçmelisiniz. Kalpli ya da geometrik desenli, değişik motiflerde kol düğmeleri takabilirsiniz. Kol düğmelerinin kumaş değil gümüş, altın ya da metal olmasına dikkat etmelisiniz.
YAKA VE KRAVAT Seçimi
Smokini tamamlamak için aynı kumaştan yapılmış bir papyon takmalısınız. Takın elbise giyiyorsanız, kıyafetinize uygun bir kravat tercih etmelisiniz. Yakanızı ise kravata uygun bir mendille ya da gelin buketinden küçük bir çiçekle tamamlayabilirsiniz.
KUŞAK Seçimi
Pantolonunuzu bir kuşakla tamamlayacaksanız, kuşağın pililerinin mutlaka içe dönük olması gerekir. Bu pililer arasına yapılacak olan gizli ceplerde para, anahtar gibi önemli eşyalar, smokinin görüntüsünü bozmadan taşınabilir. Modern smokinlerde bu kuşaklar yerini renkli pantolon askılarına da bırakabiliyor
YELEK Seçimi
Kuşak ve pantolon askısı yerine renkli bir yelekle hem mütevazi bir smokin hem de düz renk bir takım elbise bile çok şık ve modern görülebilir. Pek çok mağazada birbirinden değişik renk ve motiflerde yelekler bulabileceğiniz gibi, eğer kıyafetinizi satın aldıysanız içine kıyafetinize uyacak böyle bir yelek de diktirtebilirsiniz.
AYAKKABILAR Nasıl olmalı?
Siyah bağcıklı ayakkabılar smokin için idealdir. Çorabın da pantolonla aynı renk olmasına dikkat edilmelidir. Gri renkli takım elbisede yine siyah, kemik tonları ya da lacivert renk kıyafetlerde ise aynı tonda ayakkabı uygun olur.
Sizlere harika bir Diyet sunacağım bir ay sürede 10 kg verebileceksiniz. Sağlıklı yaşamın en büyük etkenlerinden olan fazla kilolarınızda 1 ay içerisinde kurtulabilirsiniz.
Et ve Tavuk Destekli bu diyeti uygulayanlarda yüksek başarı oranı gözlemlenmekte.
Günlük kalori: 1300 Kcal
10 kilo fazlası olanların yapabileceği bu diyet tüm besin ögelerini içeriyor. Bu diyette erkekler, günlük porsiyonu yüzde 50 artırabilir. 4 haftada 10 kilo vermek mümkün.
Bu diyetin günlük menüleri:
30 GÜN BOYUNCA

· Sabah : Çay, kahve (şekersiz), 2 kibrit kutusu peynir, salata, 1 ince dilim ekmek.
· Öğle : 3 köfte kadar et veya tavuk veya balık (90 gr.), 1 ince dilim ekmek veya 1 kase çorba, salata, 1 ince dilim ekmek veya 1 adet kaşarlı yağsız tost, çay, kahve (şekersiz)
· İkindi : 2 porsiyon meyve veya 2 adet galeta
· Akşam : 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği, salata, ince bir dilim ekmek
· Gece : 2 porsiyon meyve.
Not : Bu diyette günlük menü diyet süresince aynıdır.
kaynak:kilodiyet.com




















